iksv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iksv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2015

34. İstanbul Film Festivali'nde Yarışmalar Başlıyor

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından on birinci kez gerçekleştirilen 34. İstanbul Film Festivali’nin yarışmaları başlıyor. Festivalin Uluslararası ve Ulusal yarışmaları kapsamında bu yıl da Türkiye ve dünya sinemasından özgün yapımlar Altın Lale Ödülü için yarışıyor. Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI),  Avrupa Konseyi Sinema Ödülü FACE (Film Award of the Council of Europe), Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü ve Radikal Halk Ödülü de filmlere takdim edilecek. Festival bu yıl ilk kez Ulusal Belgesel kategorisinde de ödül verecek.

Festivalin ikinci haftasında jüri ve izleyici karşısına çıkacak filmlere ödülleri, 18 Nisan Cumartesi akşamı Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda düzenlenecek kapanış töreninde takdim edilecek. 

Altın Lale Uluslararası Yarışma  porno

Altın Lale Uluslararası Yarışma Jürisi’nin başkanlığını, yapıtları arasında Avustralyalı usta yönetmen Rolf de Heer üstleniyor. Jüride ayrıca, yönetmen Bence Fliegauf, yapımcı Cédomir Kolar, senarist ve yönetmen George Ovashvili ve oyuncu Melisa Sözen yer alıyor.



Altın Lale Uluslararası Yarışma’da ödül için jüri karşısına çıkan 13 film şöyle: 

  • Gerçeklik / Réalité / Reality / Quentin Dupieux / Fransa, Belçika 
  • Neden Tarkovski Olamıyorum / Why Can’t I Be Tarkovsky / Murat Düzgünoğlu / Türkiye 
  • Hasret / Yearing / Ben Hopkins / Türkiye, Almanya 
  • Altın Çağ / Huang jin shi dai / The Golden Era / Ann Hui / Çin, Hong Kong 
  • Vahşi Yaşam / Vie Sauvage / Wild Life / Cédric Kahn / Fransa 
  • Taşa Yazılmış Hatıralar / Bîranînem li ser kevirî / Memories On Stone / S.Amin Korki / Irak, Almanya, Katar 
  • Itsi Bitsi / Ole Christian Madsen / Danimarka 
  • Star / Zvezda / Anna Melikyan / Rusya 
  • Kara Ruhlar / Anime Nere / Black Souls / Francesco Munzi / İtalya, Fransa 
  • Yüzündeki Sır / Phoenix / Christian Petzold / Almanya 
  • Bana Bak Philip / Listen up Philip / Alex Ross Perry / ABD 
  • Çılgın Kalabalıktan Uzak / Far From the Madding Crowd / Thomas Vinterberg / ABD, İngiltere 
  • Fanusta Yaşayanlar / Vonarstræti / Life in a Fishbowl / Baldvin Zophoniasson / İzlanda, Finlandiya, İsveç, Çek Cumhuriyeti 


Altın Lale Ulusal Yarışma 

34. İstanbul Film Festivali’nde Ulusal Yarışma ve Türkiye Sineması sponsorluğunu, festivale 28 yıldır destek veren Anadolu Efes üstleniyor. Festivalin Türkiye yapımı 2014-2015 sezonunda tamamlanmış filmlerin bir araya geldiği Türkiye Sineması bölümünde Ulusal Yarışma’nın yanı sıra, Yarışma Dışı, Yeni Türkiye Sineması, Ufak Hakikatler, Hisar Kısa Film Seçkisi ve festivalde bu yıl ilk kez ödül verilecek Ulusal Belgesel Yarışması başlıkları altında 33 film gösteriliyor.

Altın Lale Ulusal Yarışma’da ödül için bu yıl 9 film jüri karşısına çıkıyor. Yarışmadaki 5 film dünya, 3 film ise Türkiye prömiyeri yapıyor.



Altın Lale Ulusal Yarışma Jüri başkanlığını, Türkiye sinemasının usta yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz üstleniyor. Jürinin diğer üyeleri ise oyuncu Tansu Biçer, görüntü yönetmeni Emre Erkmen, yazar Şebnem İşigüzel, Uluslararası Berlin Film Festivali Panorama Bölümü seçici kurul üyesi, TEDDY Ödülü kurucusu, sinemacı ve yazar Wieland Speck.

Jüri, Altın Lale Ulusal Yarışmada 9 ödül veriyor: Altın Lale En İyi Film, Altın Lale En İyi Yönetmen, Onat Kutlar anısına Jüri Özel Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Özgün Müzik.

Ulusal Yarışma bölümünün filmleri şöyle: 

  • Limonata / Ali Atay (Dünya prömiyeri) 
  • Eksik / Barış Atay (Dünya prömiyeri) 
  • Nefesim Kesilene Kadar / Emine Emel Balcı (Türkiye prömiyeri) 
  • Kümes / Ufuk Bayraktar (Dünya prömiyeri) 
  • Misafir / Mehmet Eryılmaz (Dünya prömiyeri) 
  • Yeni Dünya / Caner Erzincan 
  • Saklı / Selim Evci (Dünya prömiyeri) 
  • Kar Korsanları / Faruk Hacıhafızoğlu (Türkiye prömiyeri) 
  • Sarmaşık / Tolga Karaçelik (Türkiye prömiyeri) 


Ulusal Belgesel Yarışması 

Türkiye’de belgesel üretimine uzun yıllardır ilgi gösteren İstanbul Film Festivali, belgesel sinemayı ve belgeselcileri desteklemek amacıyla, belgesel kategorisinde bu yıl ilk kez ödül vermeye başlıyor.

Ulusal Belgesel Yarışma Jürisi’nde belgesel sinemacı Emel Çelebi, yönetmen ve yapımcı Pelin Esmer ile yönetmen Paul Poet yer alıyor. Gösterilecek belgesellerden 11 film dünya prömiyerini, 2 film Türkiye prömiyerini İstanbul Film Festivali’nde yapacak.



Ulusal Belgesel Yarışması bölümünün filmleri şöyle:

  • Çırılçıplak / Şilfîtazî / Zekeriya Aydoğan 
  • Gavur Mahallesi / Yusuf Kenan Beysülen 
  • Trans* BUT / Maria Binder / Türkiye, Almanya 
  • Komşu Komşu Huuu! / Bingöl Elmas 
  • Genç Pehlivanlar / Mete Gümürhan / Türkiye, Hollanda 
  • Haziran Yangını / Gürkan Hacır 
  • Soluk / Metin Kaya 
  • Koloni / Gürcan Keltek / Türkiye, Hollanda 
  • Sabaha Doğru / Berroj / Ömer Leventoğlu & İhsan Kaçar 
  • Beyaz Çınar / Çınara sıpî / Kazım Öz 
  • İs / Cihan Savucu & Erol Karakaya 
  • Kayıp Zamanlar / Faysal Soysal 
  • Yollara Düştük / Deniz Yeşil 


Sinemada İnsan Hakları: Avrupa Konseyi Sinema Ödülü FACE

Avrupa Konseyi’nin katkılarıyla, yalnızca İstanbul Film Festivali kapsamında verilmeye başlanan FACE Avrupa Konseyi Sinema Ödülü (Film Award of the Council of Europe) bu yıl da, Sinemada İnsan Hakları bölümündeki bir filme veriliyor. İnsan hakları konusunda kamuoyunda duyarlık ve bilinç yaratan, konunun öneminin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunan Sinemada İnsan Hakları bölümünde 10 film gösterilecek.

FACE Jürisi’nde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri ve Genel Sekreter Yardımcısı’nın İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü konularında özel başdanışmanı Leyla Kayacık, yazar, oyuncu ve senarist Ercan Kesal, Filistinli senarist ve yönetmen Najwa Najjar ve Eurimages Sinema Destek Programı İdari Direktör Yardımcısı Isabel Castro yer alıyor.

Sinemada İnsan Hakları bölümünde FACE Ödülü için yarışacak filmler şunlar: 

  • Umut / Hope / Boris Lojkine / Fransa 
  • Atlantik / Atlantic / Jan Williem Van Ewijk / Belçika, Hollanda, Fas 
  • Enayi / Durak / The Fool / Yury Bykov / Rusya 
  • Baba Beni Yakalasana / Catch Me Daddy / Daniel Wolfe, Matthew Wolfe / İngiltere 
  • Kaplanlar / Tigers / Danis Tanovic / Hindistan, Fransa 
  • Krala Mektup / Brev Til Kongen / Letter To The King / Hisham Zaman / Norveç 
  • Ülkesiz Şarkılar / No Land’s Song / Ajat Najafi / Almanya, Fransa 
  • Annemin Şarkısı / Klama Dayîka Min / Song Of My Mother / Erol Mintaş / Türkiye, Fransa, Almanya 
  • Bugün / Emrouz / Today / Reza Mirkarimi / İran 
  • Küçük Bir Aşk Hikâyesi / Chand metre moka'ab eshgh / A Few Cubic Meters Of Love /Jamshid Mahmoudi / Afganistan 


Seyfi Teoman Anısına: Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü 

İstanbul Film Festivali’nin genç yaşta kaybettiğimiz yönetmen ve yapımcı Seyfi Teoman anısına verdiği Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’ne, Festivalin Altın Lale Uluslararası Yarışma, Sinemada İnsan Hakları Yarışması ve Türkiye Sineması (Altın Lale Ulusal Yarışma, Yarışma Dışı, Yeni Türkiye Sineması) bölümlerinde yer alan Türkiye yapımı kurmaca ilk filmler bu ödüle aday olabiliyor.



Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’nün jürisinde senarist, yönetmen Mahmut Fazıl Coşkun, oyuncu ve yönetmen Syllas Tzoumerkas ile oyuncu Jale Arıkan yer alıyor.

7 Nisan 2015

34. İstanbul Film Festivali'nde Alman Sineması

4 Nisan’da başlayan 34. İstanbul Film Festivali tam hız devam ediyor. İstanbul Film Festivali, Goethe-Institut ve German Films işbirliğinde günümüz Alman sinemasının en parlak örneklerini festival kapsamında sinemaseverlerle buluşturuyor. Prömiyerini Şubat ayında Berlin Film Festivali’nde yapan filmlerin dikkat çektiği Kino 2015 adını taşıyan film programı, 34. İstanbul Film Festivali’ndeki gösterimlerin ardından Ankara, İzmir ve sonbaharda da Diyarbakır’daki izleyicilerle buluşacak. 

Festival programı dahilinde yer alan Alman filmlerinden birkaç tavsiye vermek ise pek güzel olur diye düşündüm. Berlinale'nin izlerini pek çok görebildiğimiz İstanbul Film Festivali, Alman Sineması dahilinde biraz farklı incelenebilir. Bu festivalin yıl içerisinde yer aldığı zaman dilimiyle paralel olmakla beraber, aslında daha da odaklanmamızı sağlayabilecek bir ortam yaratıyor bile diyebiliriz. Özel olarak Alman Sineması'nın modern örneklerini beyazperdede görebilmek açısından İstanbul Film Festivali özel bir iki hafta sunuyor. 34. İstanbul Film Festivali'nin bu yılki seçkisinde bulunan Alman filmlerinden birkaç örnekten de bahsetmezsem olmaz.

  •  Victoria / Sebastian Schipper 
6 Nisan Pazartesi 21.30 Rexx 2, 7 Nisan Salı 16.00 Feriye, 11 Nisan Cumartesi 16.00 Atlas

Festivalde Dünya Festivallerinden bölümünde gösterilecek Victoria, Berlin'de Altın Ayı için yarıştı ve En İyi Görüntü için verilen Gümüş Aslan Ödülü’nü kazandı. Berlin’de bir gece, bir grup gencin kulüp çıkışında muhabbete devam ederken, bir hırsızlık olayına karışmasını konu alan bu alışılmadık polisiye, 140 dakikalık kesintisiz tek bir plandan oluşuyor. Gençler şehrin farklı noktaları arasında gidip gelirken, kamera bu maceraya kesintisiz şekilde eşlik ediyor. Yönetmenliğini Sebastian Schipper'ın üstlendiği Victoria, Alman Sanat Sinemaları Birliği Özel Ödülü’nün yanı sıra Morgenpost İzleyici Ödülü’nü de kazandı.

  • B Filmi: Batı Berlin’de Şehvet ve Müzik / B-Movie: Lust & Sound in West-Berlin 1979-1989 
9 Nisan Perşembe 16.00 Atlas 2, 11 Nisan Cumartesi 21.30 Beyoğlu, 12 Nisan Pazar 21.30 Rexx 2 

NTV Belgesel Kuşağı kapsamında izleyicilerle buluşacak B Filmi: Batı Berlin'de Şehvet ve Müzik 1979-1989 prömiyerini yaptığı Berlin’den Heiner Carow Ödülü ile döndü. Manchester'da bir plak dükkânında çalışırken, Alman gruplara merak sarıp soluğu Batı Berlin'de alan Mark Reeder'ın hikâyesini anlatan kolaj film müzik videoları, konser görüntüleri, televizyon programları, film sahneleri ve kişisel arşivlerden gelen malzemelerden kurgulandı. Blixa Bargeld ve Einstürzende Neubauten'ın ilk zamanlarından Nick Cave'in Berlin günleri, ülkemizde Eroin ismiyle bilinen kitabın gerçek kahramanı Christiane F. ile yapılan röportajlardan öncü feminist post-punk grubu Malaria!'nın stüdyo kayıtları görüntülerine, belgesel izleyenleri alt-kültürün capcanlı olduğu Batı Berlin’de müzikal bir yolculuğa çıkartacak.

B-Movie: Tanz Debil Partisi: B Filmi... 11 Nisan Cumartesi müzikseverleri adını Einstürzende Neubauten'ın ünlü şarkısından alan özel bir gecede de buluşturacak. Filmin gösteriminden sonra filmin yönetmenlerinden Klaus Maeck ile sinema yazarı Yeşim Tabak'ın DJ’lik yapacağı parti Asmalımescit’teki Krow’da saat 22.30’da başlayacak. B Filmi’ne bileti olanlara ücretsiz olacak partinin biletleri 20 TL.

  • Yüzündeki Sır / Phoenix / Christian Petzold 
12 Nisan Pazar 19.00 Feriye, 13 Nisan Pazar 11.00 Atlas, 15 Nisan Çarşamba 19.00 Rexx 

Yakın dönem Alman sinemasının gözde isimlerinden Christian Petzold son filmi Yüzündeki Sır, Altın Lale ödülü için yarışacak filmler arasında. Prömiyerini Toronto'da gerçekleştiren film, IndieWire sitesinin eleştirmenleri tarafından festivalin en iyi kurmaca filmi seçildi, Lizbon’da Jüri Özel Ödülü, San Sebastian’da ise Uluslararası Sinema Yazarları Birliği FIPRESCI Ödülleri’ni kazandı. Petzold Yüzündeki Sır'da, uluslararası arenada büyük başarı kazanan bir önceki filmi Barbara'nın iki müthiş oyuncusunu; Nina Hoss ve Ronald Zehrfeld'i tekrar bir araya getiriyor. II. Dünya Savaşı'nın hemen ardından Berlin'de geçen filmde, Hoss toplama kampından kurtulan şarkıcı Nelly rolünde. Yüzü ağır şekilde deforme olduğu için Nelly'nin bir estetik ameliyat geçirmesi gerekiyor. Bu ameliyat sonrasında, Zehrfeld'in canlandırdığı kocası ile buluşması ise yeni soru işaretlerine yol açıyor. Bu gizemli aşk öyküsü, Hitchcock'un Vertigo'sundan Georges Franju'nün Yüzü Olmayan Gözler'ine kadar çeşitli klasiklere de göndermeler yapıyor.

Yönetmen Christian Petzold, festivalin konuğu olarak da İstanbul’a gelerek filmin 12 Nisan Pazar günü saat 19.00'da Feriye ve 13 Nisan Pazar saat 11.00'de Atlas’taki gösterimlerine de katılacak.

  • Hayat Altmışından Sonra / Miss Sixty / Sigrid Hoerner 
12 Nisan Pazar 16.00 Beyoğlu, 13 Nisan Pazartesi 11.00 Rexx 2, 16 Nisan Perşembe 13.30 Feriye 

Festivalin komedi filmlerine ayrılmış bölümü Antidepresan'da yer alan Hayat Altmışından Sonra, yaşına meydan okuyan iki kişinin öyküsünü anlatıyor. Film, 60 yaşında yeni emekli bir kadının yıllar önce dondurduğu yumurtalıklarından faydalanarak çocuk sahibi olmaya karar vermesini konu alıyor. Hayatta hiçbir şey için geç olmadığını ve ikinci baharın her zaman kapımızı çalabileceğini vurgulayan komedinin başrolünde Alman sinemasının ünlü oyuncularından Iris Berben yer alıyor. Filmin yönetmeni Sigrid Hoerner de 34. İstanbul Film Festivali'nin konukları arasında. Hoerner, filmlerimin gösterimlerine de katılarak izleyicilerin sorularını cevaplayacak.

  • Yeni Alman Canlandırma Sineması 
14 Nisan Salı 13.30 ve 16.00 Film Gösterimleri, 17.30 Panel, Pera Müzesi Oditoryumu 


Her yıl farklı ülkelerin canlandırma sinemasını keşfe çıkan İstanbul Film Festivali'nin bu yılki durağı Almanya. DOK Leipzig Uluslararası Belgesel ve Canlandırma Film Festivali’nin Canlandırma Bölümü Yöneticisi Annegret Richter'in küratörlüğünü üstlendiği Yeni Alman Canlandırma Sineması başlıklı program iki bölümden oluşuyor. Bunlardan ilki bazıları genç bazılarıysa deneyimli Alman animasyon sanatçılarının son birkaç yılda çektikleri filmlerden oluşuyor. İkinci program ise 3-9 yaş arası çocuk seyircileri hedefleyen bir seçkiye sahip. Richter, 14 Nisan Salı günü gösterimlere katılacak ve ardından saat 17.30’da Pera Müzesi’nde gerçekleştirilecek panelde, Yeni Alman Canlandırma Sineması ve Yeni Alman Çocuk Canlandırma Sineması programındaki filmler hakkında bilgi verirken bir yandan da yapım ve festival seçimleri açısından konuyu ele alacak.


34. İstanbul Film Festivali'nin programında Kino 2015'ten bağımsız olarak yer alan diğer çarpıcı Alman yapımlarıysa; ilk gösterimi Şubat ayında Berlin'de gerçekleşen, usta yönetmen Wim Wenders'in yeni filmi Her Şey Güzel Olacak / Every Thing Will Be Fine, bu yılın Oscar ödüllü belgeseli Citizenfour, Venedik'teki ilk gösterimi sonrasında pek çok festivali dolaşan ve sinema üzerine çarpıcı bir makale film olan Caligari'den Hitler'e / Von Caligari zu Hitler: Das deutsche Kino im Zeitalter der Massen ve vaat ettiği eğlenceyle çocuklar kadar, anti-otoriter tavrıyla onlara eşlik eden yetişkinleri de tavlayacak benzersiz çocuk filmi Zırva / Quatsch und die Nasenbärbande da yer alıyor. Bu filmlerden Caligari'den Hitler'e'nin yönetmeni Rüdiger Suchsland ve Zırva'nın yönetmeni Veit Helmer de yine festivalin konukları arasında.

19 Nisan’a kadar 200’ü aşkın filmi izleyicilerle buluşturacak 34. İstanbul Film Festivali, 16 gün boyunca sinema dünyasından önemli konukları İstanbul’da ağırlayacak.

18 Ekim 2013

12. Filmekimi buluşması

Yine yılın en sevilen ikinci haftası, Filmekimi haftası geldi ve geçti. Güzelim sinema salonlarımıza kurulup yeni ve ilginç filmleri izlemek üzere bilet peşinde koşturduk, seanslar kaçırdık ama yakaladık da, film sırasında telefonuyla oynayanlar, şap şap yemek yiyenleri uyardık, city's'e küfrettim, ettik; ve daha birçok rutin ile bu haftayı geçirdik.

Genel olarak bu yılki filmekimi vasattı, ne yazık ki. Organizasyonda her şey aynıydı ama filmler tatmin edici değildi.  Her ne kadar liste başı filmleri izleyemesem de, 40 filmlik programdan 14 tanesini yakaladım. City's'den çıkıp diğer salonlara gitmeye çalışmaktan iflahım kurudu adeta. Bu hatayı her yıl yapıyorum ama biraz zorunda kalıyorum gibi. Çünkü izlemek istediğim filmlere en uygun seansları böyle salonlar arası çapraz koşular yaparak izleyebiliyorum. Bu sene kendi rekorumu kırdım zaten, ve city's'den atlas'a 20 dakikada ulaştım, evet metroyla. City's demişken, sinemaya ulaşabilmek için içinden geçmek zorunda olduğunuz bir yer var orada, adı Mahalle. Adı batsın. Berbat bir yer. Elimden geldiğince orada film izlemiyorum ama dediğim gibi filmekimi haftasında biraz da zorunluluktan. Bu Mahalle denen yer asansörle çıkabilinen son kat, oradan merdivenle sinemaya ulaşıyorsunuz. Bu yerin olayı kendince mahalle oluşturma çabası. Yani nişataşı'nın orta yerindeki en güzel pasajlardan birini avm yaparak mahvettikleri mahalle ortamını en üst katta tekrar oluşturma çabası. Bütün katı kaplayan çiğ balık ve yağ kokuları arasında sinemaya ulaşmaya çabalarken çileden çıktım.

21 Temmuz 2012

Who is Morrissey?


Hiç şüphesi yılın en iyi konseriydi! Hatta benim için Top 3'te ki yeri sarsılmaz durumda! Morrissey ile harikulade ötesi, muazzam bir gece geçirdik. Sahnede en büyük müzisyenlerden Moz...

Aslında yıllardır beraber Morrissey'in yolunu gözlediğim bir arkadaşım da olacaktı yanımda. Gelemeyeceğini söyledi. Biraz serzenişim var ona ama hiç de önemli değil, o çok daha değerli benim için. O gelemeyeceğini söylediğinde ben kendime bilet almak için davrandım ama meğerse biletler bitiyormuş; en ucuz biletin 235 lira olduğunu görünce refleks olarak geri fırladım. Önce çarşamba günü kısıtlı son kategori bileti çıktı ama yetişemedim tabi, hemen tükenmiş yine. Perşembe günü ise elime geçen her fırsatı değerlendirip bir bilet kapma peşindeydim. Sonra öğrendim ki merdiven biletleri satışa çıkmış. Kurtuluşum oldu resmen! Biraz stresliydi ama çok güzeldi.
Bu fahiş bilet fiyatlarının sebebini bir türlü anlamıyorum. İksv bireysel bağışçılarla ve sponsorlarla organizasyonlarını düzenliyor. Bu festivallerin daimi katılımcıları da bu bireysel bağışçılar genellikle. Yurt dışındaki caz festivallerinde 2-3 konsere gidilebilen fiyata İstanbul Caz Festivali'nde bir konser anca izlenebiliyor. Bu fahiş fiyatlar festivali belli bir zümrenin tek eli olmasına sebep oluyor bazen. "Caz mı? Ben caz sever miyim? Severim, severim. Bu akşam ki konserde bilet alayım, her kimse artık!" kafasında olan yüzlerce insan var ve festivali onlar için yapılıyor sanıyorlar. Bu konserde iyice ayyuka çıktı bu durum, çok rahatsız edici. Çoğu konserin keyfini kaçıran anlar olabiliyor. Bir türlü bitmeyen yer bulma hengamesi 40 dakika sürdü mesela. "Evladım ayaktasın biz bi'şey göremiyoruz, bari kollarını kaldırma" diye azar yedim. Bunu diyen, sahnedeki dekolteli gömleği giyen adamı sadece oturduğu yerden alkışlamaya gelmiş!
Saat 21:00 olmadan içeri girdim, merdivende olacağım sonuçta iyi bir yerde olmam gerek. Morrissey'in caz festivalinde olması pek sorun değil ama oturarak Morrissey izlemek, işte bu benim canımı sıkıyordu. "Ayağa fırlarım ben, nasıl oturabilirim ki?" diye düşünüyordum konser başlamadan. Tam 21:00'de Kristeen Young sahneye çıktı. Müziği hoşuma gitti ama performansı yavandı. Yarım saat çaldıktan sonra, aslında Morrissey için bir davetiye olan, büyük bir alkış koptu. Sahne Morrissey için hazırlanırken perdede dönen videolar eşliğinde müzik dinlemeye başladık. Bu vesileyle Sparks da görmüş olduk. 
Morrissey sahneye çıktı, orada olan herkesin heyecanı sesinden belli oluyordu. 

My ass is back to İstanbul!

Açılışı The Smiths ile yaptı. "How Soon is Now?" sonra, "Everyday is Like Sunday" sonra, "You're the One for Me, Fatty" sonra, "You Have Kill Me" çaldı, ben de o sırada çoktan sahne önüne yaklaşmıştım. Moz sahnede o kadar görkemliydi ki performans dersi verir gibi. En öndekilerle sürekli kucaklaştı, sahneye tırmananlara sarıldı, yerde yuvarlandı, hatta sahneye çıkarılan küçük bir kızı kucağına alıp beraber şarkı bile söyledi. Bunu içten ve samimiyetle yaptığı çok belliydi. Sahnedeydi ama yanımızda gibiydi. Ama en güzel an, mikrofonu seyirciye vermesi oldu. Setlist'i çok güzelidi. "Black Cloud", "When Last I Spoke to Carol", "Speedway" ve tabi ki herkesi olduğu yere mıhlayan "Meet is Murder". Bu şarkıyı "Meet Your Meal" videosuyla beraber söyledi. Özellikle bu yaptığı çok cüretkardı.

Başından sonuna unutulmaz bir akşamdı. Etkisinden uzunca bir süre çıkmayı istemediğim türden. 

"Meet is Shit!"

8 Ağustos 2011

Simon Bolivar öncesi ısınma turu

Dün gece ve bu gece Galata meydanında adeta Simon Bolivar arifesi vardı.

Her zamanki gibi Galata kulesinin hemen dibine kurulan sahnede dört yaratıcı ekip vardı. İlk konseri kaçırdık ama Bakır Nefesliler Topluluğu - Caracas Brass Ensemble sadece üflemelilerden oluşan 7 kişilik ciddi bir ekip. Ama sahnede çok sempatikler; nefes alırken gülümsüyorlar, her şarkı sonrası selam veriyorlar... Bir de güzel tuba solosu dinledik kendilerinden. Ardından gelenler çok tanıdıktı, ki o yüzden herkes çok sevdi. Sulukule Çocuk Sanat Atölyesi öğrencileri vardı. Hepsi ilk bakışta belli ediyor Roman olduklarını; tavırları, kılıkları, tenleri hatta enstrümanı tutuşlarıyla bile. Eski mahallenin yanındaki küçük ve tarihi bir mekanda prova yapıyorlarmış. Normal bir Roman orkestrasından tek farkı iki adet viyolonsel olmasıydı. Onun dışında; klarnet, arap kemanı, darbuka... Programa göre 15 dakika sahne almaları gerekiyordu, fakat normal olarak gecikme olunca iki parçadan sonra inmeye başladıklarını düşündüm. Fakat onlar tam takım vurmalılarla geri döndüler. Hayranlık duyulacak bir soğuk kanlılıkla vurdular darbukalarına. Onlara giden alkışlarda o mevkiide ki neredetse tüm sokaklarda yankılandı.

Sıra ana yemeğe gelmişti. Atalaya Percussion Ensemble son sahne alacak ekipti. Bütün sahne ekipmanlarla doldu taştı. O sırada en ön sırada şef Dudamel ve José Antonio Abreu oturuyorlar ve birileriyle sohbet ediyorlardı. Doğan Hızlan'da oralarda sohbet ediyordu ve şefle tanışmak istiyordu. Tanıştı da. Sahne hazırlıkları bittiğinde herkes yerine oturdu ve beklemeye başladı. Doğruyu söylemek gerekirse hoparlörlerden çıkan ses bir kitle müziğine ait olmalıydı. Sokaktan geçen insana dinlettiğinizde onun için hiçbir anlamı olmayan türden. Sulukulelilerden sonra Atalaya seyirciye ağır geldi. Fakat çok dinlendirici ve huzur veren ritimler ve tınılar yarattıkları kesinlikle doğru.

Yarın ve salı günü Simon Bolivar iki konser verecek ve benim gidiş planların alt üst oldu. Bir daha ki seferi kollayacağım artık...

2 Ağustos 2011

Bu sonbaharda

Yaz konserlerinin bolluğu bitti, hafif bir durgunluk zamanındayız. Tabi çok güzel konserler ve etkinlikler var ama, takvim Temmuz kadar kalabalık değil.

Sonbaharın yıldızı kuşkusuz Salon etkinlikleri. 23 Eylül'de şahane konser listesiyle kapılarını açıyor. Lamb, Ane Brun, John Grant, Múm ve daha birçok şahane isim... Konserlerden bazıları 12. İstanbul Bienali'nin tarihleri arasında kalıyor. Yani İstanbul buram buram sanat koktuğu sırada kulaklarımıza fazladan bir ziyafet çektirebileceğiz.

Tutkulu şarkı sözleri olan olan Lamb es geçilmemesi gereken bir ikili. Gerçekten güçlü bir vokale de sahipler ki, şarkıların daha da vurucu olmasını ve insanın içine işlemesini sağlıyor. Ben indie severim diyenler için; John Grant iki gün üst üste konser verecek. Deneysel pop topluluğu Múm ve ayrıyetten cazcı Stacey Kent ve Ane Brun dahil olmak üzere geniş caz kadrosu var. Ağırlık caza verilmiş ama müzik çeşitliliği ve kalitesi açısından çok değerli etkinlikler.

Sonbahara Bienal'in dışında ayrı bir güzellik katmak için birebir...

26 Mayıs 2011

Video: dEUS - Via


Daha önce Rock'N Coke ile ülkemize gelmişlerdi. Bu sene İKSV Salon'da birkaç gün süren bir konser serisi verdiler. Orada olamadım, ama eminim leziz bir performans olmuştur.

3 Mayıs 2011

İstanbul Caz Fest

İKSV'ye çok şey borçluyuz. Bienal'den, film festivallerine, caz festivaline kadar birçok harika işe imza atıyorlar. Ama film festivali bitti ve sıra caz festivaline geldi. Basın toplantısı biraz önce bitti ve bu senenin kadrosu da belli oldu. Bu yıl 18. festival ve kimler yok ki; 40'ın üzerinde konser, 25 farklı mekan, 300'ü aşkın sanatçı 18. İstanbul Caz Festivali'nde!

Başlıca sayılabilecek şu sanatçılar var bu sene: Marcus Miller, Herbie Hancock, Diane Reeves, Randy Crawford, Joe Sample, Natalie Cole, Javier Limon, Paul Simon, Joss Stone, Jamie Cullum, Michel Camilo, Richard Bona, Raul Midon, Amadou & Mariam, Mısırlı Ahmet, Zakir Hussain, Niladri Kumar, İlhan Erşahin, Medeski, Martin & Wood, Matt Bianco ve Patrick Wolf. Bir de European Jazz Club, Genç Caz ve Tünel şenliği...

Harika olacak ama benden uzak olacak. Marcus Miller, Diane Reeves, Raul Midon ve Joss Stonegeliyor ama olduğum yere tıkılıp kaldım. Acım gerçekten büyük. Film festivali de içimde kaldı görünen o ki caz festivali de hiç farklı olmayacak. İsimleri okudukça daha da heyecanlandım. Orada olabilmek ne kadar büyük keyif olur bir düşünsenize...

Bu yıl böyle olması gerek, önümüzde ki senelerde hiçbirine acımayacağım ama. Para biriktirmeye başlamak lazım Temmuzdan itibaren başlıyor festival; 18 gün. Tabi listede oldukça kalabalık olduğu için zor gözüküyor biraz ama bütün imkanları zorlayacağım.

Ama eğer sizin fırsatınız varsa bu ziyafetten payınızı alın, inanılmaz keyifli olacak.

23 Şubat 2011

İsimsiz (12. İstanbul Bienali), 2011

Bahar ayları geçerken İstanbul'da film festivali çoktan bitmiş, "ahali" müzik ve jazz festivalleri için geri saymaya başlamıştır. Ama herkesin heyecanla beklediği neredeyse 1 ay süren harika bir organizasyondur: Bienal. Geçtiğimiz yıl maalesef gerçekleşmemişti ama bu sene 12. İstanbul Bienali 17 Eylül-13 Kasım 2011 tarihleri arasında çeşitli mekanlarda olacak. Küratörler aylar önce basın toplantısını yaptılar bile. Haziran ayında kimler gelecek, hepsi kesinleşecekmiş. Heyecanla bekliyoruz!

Bir yılı boş geçirdiler, ben şahsen harika bir şeyler bekliyorum İKSV'den. Bekleyip göreceğiz. Beklentileri karşılayacak mı, aşacak mı, yoksa bir hayal kırıklığımı yaratacak, henüz bilemiyoruz...