18. istanbul caz festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18. istanbul caz festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2011

Zurnanın Hakkını Vermek

Aylardır konuşuyorum hakkında ve sonunda başladı. İstanbul Caz Festivali sonunda başladı. Cumartesi gecesi Tünel Şenliği vardı. Malesef biletler ön göremediğim bir sürede tükendiği için sadece açık hava konserleriyle yetindik. Üç güzel performans izledik. Oldukça yorulduk ama değdi.

Galata Kulesinin hemen dibine kurulan ana sahne ile başladık performansları izlemeye. Planımızı iki sahne üzerine kurduk. Galata'dan sonra Tünel'e doğru yollanacaktık. İlk olarak isimleri Original Pinettes Brass Band(OPBB) olan sevimli bir jazz orkestrası sahneye çıktı. Yedi kişilerdi sahne dolmuştu ve merak etmeye başlamıştık. Aslında bir an önce müzik içinde kaybolmak istiyorduk. Önceleri biraz ses sorunu yaşadılar ama hallolduktan sonra çalmaktan büyük keyif aldıkları ortadaydı. Şarkılar renkliydi. Çok sesli oldukları için keyifliydi de, ama bir şey eksikti. Enerjileri vardı evet ama bizim açımızdan bir şey apaçık bir şekilde eksikti. O an o eksikliği tam olarak kavrayamadım.

Planımıza göre Galata'da Okay Temiz ile ritm atölyesini de izleyip Tünel'e çıkacaktık. Sayamadım ama "ritm atölyesini" otuz kişi oluşturuyordu diye tahmin ediyorum. Okay Temiz'i araştırmıştım ve merak içerisindeydim. Kendi icadı olduğunu  tahmin ettiğim ve hakkında benzetme dahi yapamadığım bir enstrümanla konseri açtı. Sahnede perküsyon haricinde bir tek onun enstrümanı, zurna ve trompet vardı. Atölyenin ve en önde çalan solocuların performansı herkesi çok etkiledi ve eğlendirdi. Zurnacı çoğu şarkıda tek başına götürdü adeta, özellikle ezgiler tanıdık olunca herkes çok rahat alıştı. Davullar ve şarkılarda başrol oynayan isimler sürekli olarak değişiyordu. Tam ortada bir Senegalli vardı ve bütün sahneyi doldurdu. Onu gördüğümde "OPBB'nin sahnesinde bu eksikti işte!" diye içimden geçirdim. Adamımızın her yerinden yetenek ve gelenek akıyordu. Bir koltuğunun altında tuttuğu bir çeşit "küçük darbuka" ile şov yaptı. Tek başına konserin çoğunu götürdü. Çok lezzetliydi ve canlı dinlenilmesi gerektiğine inanıyorum.

Akşamın Galata faslı bitmişti. Tünel'e çıkmaya çabalıyorduk. Her yerde eğlenen kalabalıklar vardı. Bütün cadde festivalin havasına bürünmüştü ve bu durum yüzümde aptal bir tebessüme sebep oluyordu. Tünel sahnesine gittiğimizde sahnede Mdungu vardı. Hani istediği desteği bulamamış ve bu yüzden patlama yapamamış ama her türlü kalabalığı eğlendirecek yetenekte ve değerde olan gruplar vardır ya; bence onlardan bir tanesi Mdungu. Sahnede bir rock grubundan farksızlar. Cazın bütün ruhu ile birlikte rock'ı aynı anda yaşadığımı hissettim ve deli gibi keyif aldım. Onların topladığı kalabalık cadde geçişini kapatmıştı. Okay Temiz'in hemen ardından dinlemek geceyi şahane bitirmemize yetti.

"Festival içinde festival" deniyordu; gerçekten bütün Beyoğlu'na yayılmış muazzam bir festival... Kesinlikle "zurnanın hakkını verdiler."

Mdungu - Tünel Ana Sahne 

6 Haziran 2011

Yaz "Caz"la Güzel

Yaz geldi orasını anladık, ama yazın gerçek yüzünü bu sene jazz ile yaşamayı istiyorum. Bu sebeptendir ki İstanbul Caz Festivali'ni iple çekiyorum. Jazzın özüne ait benzersiz büyüsünü İstanbul'un kendine has mistik havasında tatmanın zevkine varmak istiyorum. Kendimi bu fikre çok fazla alıştırdım. İKSV'den sürekli detaylı haberler geldikçe heyecanımın arttığını da söylersem yalan olmaz.

Hayal ediyorum da, İstiklal Caddesi'nde, Arkeoloji Müzesi'nde, Aya İrini'de ve bir sürü mistik mekanda soul&jazz dinlemek harika bir tecrübe olacak.

Eğer ki İstanbul yaşıyorsak sonuna kadar yaşamalıyız. Keyfine doyulamayan bu şehrin her kaldırımda yürümeden ölmek istemiyorum.
________________________________________________________________________

5 Mayıs 2011

Gerçekten Gerek Var Mı?

Bu aralar sadece tek bir konu hakkında düşünüyorum. Yasaklanan, sınırlanan ve kontrol edilmek istenen hayatımız hakkında düşünüyorum. "Zevklerimizi, isteklerimizi ve arzularımızı istediğimiz gibi yaşayamadığımız bir ülke neden var olsun ki?" sorusunu sorguluyorum. Buna gerçekten gerek var mı! Benim fikrime göre bir ülkenin uluslararası imajı en büyük menfaattir. Ama bu imajı en iyi hale getirmek için yapılacak uygulamalar vatandaşlar için olmalıdır. Benim gözümde dünya üzerinde imajı en düzgün ülke yasalarını "bütün vatandaşları" için düzenleyen ve onlara istekleri gibi yaşama özgürlüğünü veren ülkedir. Eminim ki bunu sağlayan bir devlete herkesin saygısı olur, az ya da çok.

Ülkemizde birçok güzel iş yapılabilecekken, hatta var olan sınırlamaları zorlayarak yapılmaya uğraşılırken, neden işleri daha da zorlaştırmaya uğraşıyoruz. Ülkemizden başarılı olabilecek birçok yetenek çıkıyor. Özel kuruluşların düzenlediği sanat etkinlikleri dünya basınında ses getirebiliyor. Ülke adına zahmete giren ve ortaya şahane işler çıkarmak isteyen insanları desteklemek ve onlara her alanda destek olmak gerekmez mi?

İstanbul Film Festivali bitti, Uluslararası İşçi Filmleri Festivali bir haftadır sürüyor, ülkemize her sene birçok önemli sanatçıyı getiren One Love, Efes Pilsen Blues, İstanbul Caz Festivali ve daha birçok organizasyon ülkenin imajını üstlere taşıyor. Frankfurt Kitap Fuarı'nın "Konuk Ülkesi" olduk ve Londra Kitap Fuarı'nın da aynı şekilde "Konuk Ülkesi" seçilebiliriz ama gazetecilerimiz ve yazarlarımız rahat bırakılmıyorlar.

Ülkem hakkında bunları yazmak hiç hoşuma gitmiyor ama "suyun içindeki kurbağa" biziz orası kesin. Geleceğimiz daha parlak olur umarım.
______________________________________________________

Video: Paul Simon - Diamonds on the Soles of Her Shoes



Caz festivalinin onur konuğu sayılır Paul Simon ağbimiz. Türk filmi tadında ki bu şarkıyla içimden "Günaydın" demek geldi.

3 Mayıs 2011

İstanbul Caz Fest

İKSV'ye çok şey borçluyuz. Bienal'den, film festivallerine, caz festivaline kadar birçok harika işe imza atıyorlar. Ama film festivali bitti ve sıra caz festivaline geldi. Basın toplantısı biraz önce bitti ve bu senenin kadrosu da belli oldu. Bu yıl 18. festival ve kimler yok ki; 40'ın üzerinde konser, 25 farklı mekan, 300'ü aşkın sanatçı 18. İstanbul Caz Festivali'nde!

Başlıca sayılabilecek şu sanatçılar var bu sene: Marcus Miller, Herbie Hancock, Diane Reeves, Randy Crawford, Joe Sample, Natalie Cole, Javier Limon, Paul Simon, Joss Stone, Jamie Cullum, Michel Camilo, Richard Bona, Raul Midon, Amadou & Mariam, Mısırlı Ahmet, Zakir Hussain, Niladri Kumar, İlhan Erşahin, Medeski, Martin & Wood, Matt Bianco ve Patrick Wolf. Bir de European Jazz Club, Genç Caz ve Tünel şenliği...

Harika olacak ama benden uzak olacak. Marcus Miller, Diane Reeves, Raul Midon ve Joss Stonegeliyor ama olduğum yere tıkılıp kaldım. Acım gerçekten büyük. Film festivali de içimde kaldı görünen o ki caz festivali de hiç farklı olmayacak. İsimleri okudukça daha da heyecanlandım. Orada olabilmek ne kadar büyük keyif olur bir düşünsenize...

Bu yıl böyle olması gerek, önümüzde ki senelerde hiçbirine acımayacağım ama. Para biriktirmeye başlamak lazım Temmuzdan itibaren başlıyor festival; 18 gün. Tabi listede oldukça kalabalık olduğu için zor gözüküyor biraz ama bütün imkanları zorlayacağım.

Ama eğer sizin fırsatınız varsa bu ziyafetten payınızı alın, inanılmaz keyifli olacak.