ane brun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ane brun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2014

Big in Japan

Cuma akşamı güzeller güzeli Ane Brun'u bütün kariyerinden şarkılar söylerken izledim. Hazırladığı setlistte yaptığı coverlara da yer vermişti ki, bu kadın "cover nasıl yapılır?" sorusunun cevabını çok iyi veren birisi. O coverlardan bir tanesi de Alphaville'in Big in Japan'iydi. Coverı akustik dinleyince Big in Japan'in diğer coverları geldi aklıma. Şöyle ki;

1) Guano Apes - Big in Japan

Bu yüzyılın hemen başında post-punk akımı eşliğinde müzik yapan birçok gruptan biri olarak Guano Apes, aslında iyi bir çıkış yakalamış diyebiliriz. Tabii akımın sona ermesiyle onların da helvası pişti. Ama Big in Japan coverlarını hep çok sevmişimdir.



2) Tom Waits - Big in Japan

Tom Waits'in eşsiz sesinden... Ne diyebilirim ki!



3) Ane Brun - Big in Japan

Son olarak da günün anlam ve önemi adına Ane Brun hanımefendi.




Şarkının efsane haline gelen orijinal hali de elbette Alphaville'den...

Norveç'in Sıcak Müzisyeni Ane Brun

En nihayetinde kendisinin üçüncü uğrayışında yakalayabildim bu güzel hanımefendiyi. Ane Brun, ülkemize üçüncü gelişinde dördüncü konserini Küçükçiftlik'teki çadırda verdi. Akustik performans sergilediği bu turnesinin son ayaklarından biriydi İstanbul ama burada kendisinin hatırı sayılır bir kitlesi var. Norveç'te bu kadar popüler olmadığını biliyorum en azından. Uzun bir kariyere sahip bu kadını sahnede tek başına, gitarıyla ve orgunun başında kendinden emin bir şekilde nispeten tanıdığı bir dinleyici kitlesinin karşısındaydı. Bütün kariyerinden parçalar seçerek oluşturduğu setlistiyle şahane bir konser verdi.

En hit parçasını daha hemen konserin başında çalan müzisyenler, konserin devamında tahmin edilemez bir hava yarattığından mıdır, çok daha etkileyici performans sergileyebiliyorlar. Bunu ikinci defa tecrübe ettim ve evet, tamamen böyle düşünüyorum. Ane Brun sahneye ilk çıktığında Do You Remember ile açılışı yaptı ve merhaba diyene kadar bir iki şarkı daha söyledi. Selam sabah faslına geldiğimizde burada olmaktan mutlu olduğunu ve beraberinde Norveç havası getirdiği için özür diledi. Hemen ardındansa çalacağı parçaları bütün kariyerinden seçtiğini söyledi. Zengin bir setlist hazırlamıştı belli ki. Yaptığı coverları da eksik etmedi tabii ki. Bu anonsu yaptığından Changing of the Seasons'u çalar mı diye düşündüm ilk önce. Dinlediğim ilk Ane Brun parçasıdır çünkü. 2008'de çıkardığı ve adını şarkıdan alan albümün altıncı parçası. Konserin sonuna doğru şarkının notalarını duyunca aptal gibi sırıttım yine. Bu şarkıda Brun'un diğer şarkılarında olmayan bir şey var bence. Tam olarak tarif edemem ama yarattığı hissiyat bambaşka. Ayrıca bu şarkıy hem bu açıdan, hem de melodik yapısı açısından hep Tori Amos'un Winter'ına benzetirim. Winter da bana benzer hissiyatlar yaratmasından muhtemelen.

Ayrıca konserin sonunda bir ilke şahit oldum. Kendi ekibine saygı duyan pek çok müzisyen var elbette, ama Ane Brun değişik bir şey yaptı o gece. Sesçisini, ışıkçısını, traslarını bağlayanları, alanda ürünlerini satan satıcıyı tek tek anons ederek takdim etti. Sahneye konuk sanatçı çağırırmış gibi hem de. Daha önce böylesini görmemiştim. Geçiştirdiği bir şey değildi, çok isteyerek yaptı bunu. Heyecanından belliydi.

Önümüzdeki sene yine grubu ve dansçılarıyla geleceğini ve bununla beraber yazın yeni singlelar le eylüle doğru da yeni albümünü yayınlayacağının müjdesini verdi. Akustik performası böylesi güzel olan bu kadının sahnede dans ederken neler yapabileceğini görmeyi iple çekiyorum.

15 Nisan 2012

Video: Ane Brun - Do You Remember


Bahar geldi, çiçekler açtı. Ama baharı, yazı, kışı yaşamanın müzikten daha iyi bir yolu var mı? Varsa da ben bilmiyorum. Bu konuda cahil kalmaya da razıyım.

Ane Brun denilen bu balık etli ama 90-60-90 sese sahip, İskandinav ve büyüleyici kadın zamanımızın en şahane seslerinden bir tanesi. Herkesle, her türlü tartışmaya girerim. Tadına doyulmuyor, damak çatlatıyor. Kulakların keyfine diyecek yok zaten. 
Mesela Lana del Rey, o da muazzam ama işin içine İskandinav ezgileri ve ruhu da dahil olunca Ane Brun bir boy farkla öne geçiyor, nazarımda.

Hasta adamı bile ayaklandırır...

2 Ağustos 2011

Bu sonbaharda

Yaz konserlerinin bolluğu bitti, hafif bir durgunluk zamanındayız. Tabi çok güzel konserler ve etkinlikler var ama, takvim Temmuz kadar kalabalık değil.

Sonbaharın yıldızı kuşkusuz Salon etkinlikleri. 23 Eylül'de şahane konser listesiyle kapılarını açıyor. Lamb, Ane Brun, John Grant, Múm ve daha birçok şahane isim... Konserlerden bazıları 12. İstanbul Bienali'nin tarihleri arasında kalıyor. Yani İstanbul buram buram sanat koktuğu sırada kulaklarımıza fazladan bir ziyafet çektirebileceğiz.

Tutkulu şarkı sözleri olan olan Lamb es geçilmemesi gereken bir ikili. Gerçekten güçlü bir vokale de sahipler ki, şarkıların daha da vurucu olmasını ve insanın içine işlemesini sağlıyor. Ben indie severim diyenler için; John Grant iki gün üst üste konser verecek. Deneysel pop topluluğu Múm ve ayrıyetten cazcı Stacey Kent ve Ane Brun dahil olmak üzere geniş caz kadrosu var. Ağırlık caza verilmiş ama müzik çeşitliliği ve kalitesi açısından çok değerli etkinlikler.

Sonbahara Bienal'in dışında ayrı bir güzellik katmak için birebir...