galata kulesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galata kulesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2011

Simon Bolivar öncesi ısınma turu

Dün gece ve bu gece Galata meydanında adeta Simon Bolivar arifesi vardı.

Her zamanki gibi Galata kulesinin hemen dibine kurulan sahnede dört yaratıcı ekip vardı. İlk konseri kaçırdık ama Bakır Nefesliler Topluluğu - Caracas Brass Ensemble sadece üflemelilerden oluşan 7 kişilik ciddi bir ekip. Ama sahnede çok sempatikler; nefes alırken gülümsüyorlar, her şarkı sonrası selam veriyorlar... Bir de güzel tuba solosu dinledik kendilerinden. Ardından gelenler çok tanıdıktı, ki o yüzden herkes çok sevdi. Sulukule Çocuk Sanat Atölyesi öğrencileri vardı. Hepsi ilk bakışta belli ediyor Roman olduklarını; tavırları, kılıkları, tenleri hatta enstrümanı tutuşlarıyla bile. Eski mahallenin yanındaki küçük ve tarihi bir mekanda prova yapıyorlarmış. Normal bir Roman orkestrasından tek farkı iki adet viyolonsel olmasıydı. Onun dışında; klarnet, arap kemanı, darbuka... Programa göre 15 dakika sahne almaları gerekiyordu, fakat normal olarak gecikme olunca iki parçadan sonra inmeye başladıklarını düşündüm. Fakat onlar tam takım vurmalılarla geri döndüler. Hayranlık duyulacak bir soğuk kanlılıkla vurdular darbukalarına. Onlara giden alkışlarda o mevkiide ki neredetse tüm sokaklarda yankılandı.

Sıra ana yemeğe gelmişti. Atalaya Percussion Ensemble son sahne alacak ekipti. Bütün sahne ekipmanlarla doldu taştı. O sırada en ön sırada şef Dudamel ve José Antonio Abreu oturuyorlar ve birileriyle sohbet ediyorlardı. Doğan Hızlan'da oralarda sohbet ediyordu ve şefle tanışmak istiyordu. Tanıştı da. Sahne hazırlıkları bittiğinde herkes yerine oturdu ve beklemeye başladı. Doğruyu söylemek gerekirse hoparlörlerden çıkan ses bir kitle müziğine ait olmalıydı. Sokaktan geçen insana dinlettiğinizde onun için hiçbir anlamı olmayan türden. Sulukulelilerden sonra Atalaya seyirciye ağır geldi. Fakat çok dinlendirici ve huzur veren ritimler ve tınılar yarattıkları kesinlikle doğru.

Yarın ve salı günü Simon Bolivar iki konser verecek ve benim gidiş planların alt üst oldu. Bir daha ki seferi kollayacağım artık...

4 Temmuz 2011

Zurnanın Hakkını Vermek

Aylardır konuşuyorum hakkında ve sonunda başladı. İstanbul Caz Festivali sonunda başladı. Cumartesi gecesi Tünel Şenliği vardı. Malesef biletler ön göremediğim bir sürede tükendiği için sadece açık hava konserleriyle yetindik. Üç güzel performans izledik. Oldukça yorulduk ama değdi.

Galata Kulesinin hemen dibine kurulan ana sahne ile başladık performansları izlemeye. Planımızı iki sahne üzerine kurduk. Galata'dan sonra Tünel'e doğru yollanacaktık. İlk olarak isimleri Original Pinettes Brass Band(OPBB) olan sevimli bir jazz orkestrası sahneye çıktı. Yedi kişilerdi sahne dolmuştu ve merak etmeye başlamıştık. Aslında bir an önce müzik içinde kaybolmak istiyorduk. Önceleri biraz ses sorunu yaşadılar ama hallolduktan sonra çalmaktan büyük keyif aldıkları ortadaydı. Şarkılar renkliydi. Çok sesli oldukları için keyifliydi de, ama bir şey eksikti. Enerjileri vardı evet ama bizim açımızdan bir şey apaçık bir şekilde eksikti. O an o eksikliği tam olarak kavrayamadım.

Planımıza göre Galata'da Okay Temiz ile ritm atölyesini de izleyip Tünel'e çıkacaktık. Sayamadım ama "ritm atölyesini" otuz kişi oluşturuyordu diye tahmin ediyorum. Okay Temiz'i araştırmıştım ve merak içerisindeydim. Kendi icadı olduğunu  tahmin ettiğim ve hakkında benzetme dahi yapamadığım bir enstrümanla konseri açtı. Sahnede perküsyon haricinde bir tek onun enstrümanı, zurna ve trompet vardı. Atölyenin ve en önde çalan solocuların performansı herkesi çok etkiledi ve eğlendirdi. Zurnacı çoğu şarkıda tek başına götürdü adeta, özellikle ezgiler tanıdık olunca herkes çok rahat alıştı. Davullar ve şarkılarda başrol oynayan isimler sürekli olarak değişiyordu. Tam ortada bir Senegalli vardı ve bütün sahneyi doldurdu. Onu gördüğümde "OPBB'nin sahnesinde bu eksikti işte!" diye içimden geçirdim. Adamımızın her yerinden yetenek ve gelenek akıyordu. Bir koltuğunun altında tuttuğu bir çeşit "küçük darbuka" ile şov yaptı. Tek başına konserin çoğunu götürdü. Çok lezzetliydi ve canlı dinlenilmesi gerektiğine inanıyorum.

Akşamın Galata faslı bitmişti. Tünel'e çıkmaya çabalıyorduk. Her yerde eğlenen kalabalıklar vardı. Bütün cadde festivalin havasına bürünmüştü ve bu durum yüzümde aptal bir tebessüme sebep oluyordu. Tünel sahnesine gittiğimizde sahnede Mdungu vardı. Hani istediği desteği bulamamış ve bu yüzden patlama yapamamış ama her türlü kalabalığı eğlendirecek yetenekte ve değerde olan gruplar vardır ya; bence onlardan bir tanesi Mdungu. Sahnede bir rock grubundan farksızlar. Cazın bütün ruhu ile birlikte rock'ı aynı anda yaşadığımı hissettim ve deli gibi keyif aldım. Onların topladığı kalabalık cadde geçişini kapatmıştı. Okay Temiz'in hemen ardından dinlemek geceyi şahane bitirmemize yetti.

"Festival içinde festival" deniyordu; gerçekten bütün Beyoğlu'na yayılmış muazzam bir festival... Kesinlikle "zurnanın hakkını verdiler."

Mdungu - Tünel Ana Sahne