hezarfen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hezarfen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2013

Rock'n Coke '13 - İlk Gün Special

Festivalleri seviyorum, hele ki birkaç günlük, uzun festivalleri. Çünkü yeni gruplar keşfetmenin, yeni tecrübelerin, yeni arkadaşlıkların; eski dostlarla arayı kapatmanın, sevdiğin grupları dinlemenin, yere boylu boyunca uzanıp müzik dinlemenin en keyifli yolu. Bu sene elimizde avcumuzda bi Rock'n Coke kaldı tabi. Onlarda bu şansı iyi değerlendirdiler, yoksa bu line-up asla yetmezdi. İptaller sağolsun festival full çekti.

Bu sene organizatör farklı, acaba nasıl olmuş; line-up macar salamı, sahiden sziget havası var mı; falan derken bol aktarmalı yolculuğun sonunda Hezarfen'e ulaştım. Beylikdüzü taksicileri servislerle aynı fiyatlarla taşıyorlar ve 15-20 dakikada alanda oluveriyorsunuz. Alanı bu sene daha derli toplu oturtmuşlar. Kalabalığı bölmüşler, trafiği rahatlatmışlar. Tuvalet sorunu nispeten daha halledilmiş. Fiyatlar oldukça makul. Sanki pek sıra da yok gibi; e güzel olmuş. Tabi sıra yok gibi derken öğlen yok gibi, saat 17.oo itibarıyle sıraya giren kayboluyor, hapsoluyor. Ödeme sıkıntısı, çöken pos makineleri, çekmeyen telefonlar derken yine dertler birikiyor.

Bu sene fazladan bir sahne olunca alanı biraz büyütmüşler. Fazladan sahne iyidir, çeşitliliği artırır. Ama sahneleri çoğaltırken "acaba sesler birbirini karışır mı?" diye de düşüneceksin. Çoğu yerde birden fazla grubu duyabiliyorsunuz ve bu hiç iyi bir şey değil. Özellikle zaten kenara fırlatılmış keşif sahnesinde amatör ve heyecanlı bir gruba sarmışsanız ana sahnenin gürültüsü sizi çok rahatsız ediyor. Ortamda bir değişiklik var ama hala festivali çekilmez kılan bir sürü zorluk var.

Mesela benim en çok hoşuma giden değişiklik yiyecek çadırlarındaki çeşitlilik oldu. Sadece fastfood değil, aynı zamanda çorbacı ve noodle gibi alternatifler de yer almış. Elinde noodle ile gezenler, kalçada şortlar, helikopterler en bol görünen görüntü. Ayrıca gençlik hayallerini sahnede izleyen 30'a merdiven dayamış, ahenkle ritm tutarken bütün vücudunu kullanan ağbiler, amcalar da her yerde.

Gitmeden kendime program hazırladım ki, orta yerde "napsam ki?" diye kalakalmayayım. İlk durağım Zero sahnesi'nde The Ringo Jets. Ama evden çıkamayınca, saatlerce yol gelince son şarkıya yetişebildim ancak. "Son şarkı arkadaşlar" dedi Deniz birden. E napalım dinledik bir güzel. Editors'a kadar Yemen Blues'u tadarım demiştim ama Ayyuka tuttu ve bırakmadı beni. Müziklerine aşığım zaten ama sahnedeyken kulağa çok daha güzel geliyormuş. Küçük sahneler böyle sıcacık oluyor ya, hastasıyım.

Yavaştan ana sahneye Editors'a kaydım. Sonunda kavuştum yahu! Yeni albümleri ne kadar vasat olsa da en önlerden izledim. Damn you Urbanowicz! Yeni, eski, yeni, eski sıralamasıyla çaldılar. Şahsen çok keyif aldım. Bu adamların değişik bir yeri var bende. Bones ve Papilion tabi ki en hareketlendiren şarkılar oldu. Ama You Don't Know Love'ı neden çalmadılar, merak ediyorum doğrusu. Bir de iki gündür Editors'ü yerden yere vuranlar çıktı ortaya. Yahu nedir alıp veremediğiniz vallahi bir anlasam. Ne güzel dinledik. Ahım şahım değiller ve ilk albümlerinden de uzaklar ama severek dinliyorum.

Tekrar Zero sahnesi, Palma Violets. Aynı anda ana sahnede Duman olduğu için kalabalık pek azdı. Fakat bu adamlar fazla enerjikler. Gitar çalmak zorunda olmasalar bütün traslara tırmanıp birinden diğerine sıçrarlardı gerçekten. Damien Rice halt etmiş! Tabi şöyle bir sıkıntı var, hemen bütün şarkıları aynı. Hani bağlasalar "ne uzun şarkıymış la" dersin. Tam festival grubu, her festivale lazım böyle gruplar. Ama bu gece Babylon'da olduklarını duysam gitmem. 40 dakika fazlasıyla yetiyor.

Şimdi doğru ana sahneye, Hurts zamanı! Çok yakışıklı müzik yapıyorlar. Kesinlikle tanımları bu. Tevazu da bir dünya markası adamlar. Theo Hutchcraft seyirciden reaksiyon aldıkça çocuk gibi sevindi. Şaşkınlığı gülümsemesinin her santimine yansıdı, gerçekten. Sadece Wonderful Life'ın hit olduğunu düşünürsek haksız da değildi hani. Bütün bu reaksiyonda mikrofonu parçalamasının da büyük payı var tabi. Yaptıkları işi çok seviyorlar, müziği seviyorlar, seyirciye hitap etmesini biliyorlar, dediğim gibi çok samimi ve mütevaziler; kendilerini çok sevdim.

Büyük balıkta şimdi sıra, Arctic Monkeys. Benim ilgimi çeken üç ekipten biriydi. Büyük heyecanla bekledik elimizde beleş içkilerimizle. Patlayan flaşlardan epilepsi olmak üzereyken parıltılı ceketiyle Alex belirdi. Do I Wanna Know ile açtı sahneyi. Setlist'i çok güzel hazırlamışlar ama bütün gün herkeste bir durgunluk vardı ve bu devam etti. Alex gittikçe büyük bir yıldız olabilir, hatta öyle olduğunu düşünmeye başlamış bile, ama asla bir Damon Albarn ya da Liam Gallagher olamaz. Arctic Monkey de bir The Strokes olamayacak. Evet, Alex'in müzikal zekası çok parlak; evet, grup olarak çok güzel bir çıkış yakaladılar; evet, seviliyorlar ama ne seyirciyle diyalog kurabiliyor, ne de en ufak yolunda gitmemezlik anında durumu kotabiliyorlar. Yine de yepyeni, çok şık bir albüm yapmış, beklediğim bir grup var karşımda bunları çok dert etmedim. Biss'te de iyi bir dönüş yaptılar ve güzel bitirdiler.

En çok beklediğim ve merakladığım kısma geldik, La Roux. Zero sahnesine doğru giderken şehir sahnesinin önünden geçtik. İnanılmaz bir kalabalık vardı. Sonradan o saatte Emre Arısev'in olduğunu öğrendim. Geçen sefer Club Bangkok ile tanışmıştım, bu sefer de Emre'yi farkettim. Umarım o da Bangkok gibi patlar. Neyse La Roux için yerimizi aldık. Çok güzel bir kalabalık vardı, neredeyse ana sahne kadar. Elly sahneye çıktığında çok güzel karşılandı. Enfes bir kadın! Her duruşu pozluk. Karşımda Tilda Swinton var sandım bir an. Enfesti gerçekten, çok hakim olmamama rağmen çok deli keyif aldım. Harika final oldu benim için.

Bir de bonus olarak Silent Disco vardı ki, kulaklığı takınca kapılıp gidiyorsun. Çok zevkli. Gelmiş geçmiş en güzel festival icadı. Teyitli! Kulağında kulaklık haykıra haykıra şarkı söylemek inanılmaz rahatlatıcı bir yöntem. Şiddetle tavsiye...

Genel olarak çok eksiği ve çok uğraştıran tarafları var hala Rock'n Coke'un. Bu yıl herkeste de bir bezginlik var gibiydi, anlayamadım. Benim festival görüşüm o an şikayet etmek yerine olabildiği kadar tadını çıkarmak. Birçok şeyden memnun değildim ama günü neden kendime zehir edeyim ki? Bak, ne güzel burada içimi döküyorum işte. Hayat şikayet etmek için çok kısa. Hele ki bizimki gibi berbat ve dertler üstüne kurulmuş bir ülkede şikayet etmek için vakit bulmak lüks bana kalırsa. Hem de gereksiz. Ben müziği seviyorum, canlı dinledikçe daha da keyfine varıyorum. Çevremde sevdiğim bir iki insan olduktan sonra koy götüne dünyanın be!

Müzik güzeldir, festivaller de öyle. 

19 Temmuz 2011

Tam bir eve dönüş partisiydi

Güzel bir hafta sonuydu. Hezarfen havaalanı sahiden bir müzik kasabası haline dönüşmüş bizleri bekliyordu. Çadırımızı kurduktan sonra neyin nerede olduğunu öğrendik ve lazım olan bir takım ayrıntıyı hallettik. Dürüst olalım Rock'n Coke elindeki kadroya güvenen bir organizatörün düzenlediği oldukça özensiz bir festival. Fakat ne yaparsın ellerinde ki kadro güçlü, ona güveniyorlar.

Festival alanında sözde her imkan var, fakat hiçbir şekilde yeterli değil. Tuvaletler, yiyecek ve içecek standları çok kullanışsız. Özellikle içecek standlarında bütün kasaların açık olduğunu görmedim. Her seferinde metrelerce kuyruk oluştu. Kırk bin kişi ağırlamayı planlayan bir festival için sadece iki şarj istasyonu bulunması saçmalıktan başka bir şey değildi. O sıcakta tuvaletlerin kokusu bütün festival alanına yayılıyordu zaten. Fakat bu kötü izlenimlerin yanı sıra harika performanslar vardı. İlk güne nazaran ikinci gün daha coşkulu ve doluydu.

İlk gün benim için daha çok yerli isimlerle geçti. Melis Danişmend sahnede çok coşkuydu. Motörhead tecrübesi yaşamak enfesti ama performansları özel değildi. Bilinçsiz kalabalık Motörhead sahnedeyken kendisini gösterdi. Sadece "Ace of Spades" ve "Overkill" bilen ve Motörhaed'i bundan ibaret sanan gürültücü bir kalabalıktı. "In the Name of Tragedy"yi Mikkey Dee on dakikayı aşan davul solosuyla süsledikten sonra Lemmy seyircilere onu sunduğunda kimse alkışlamaya yeltenmedi, çünkü Mikkey Dee'nin kim olduğunu bilmiyorlardı. Ertesi gün Freezone sahnesinde Club Bangkok-Tunng-Fm Belfast ile tam bir plaj partisi vardı. Duman'dan kat kat daha iyi bir Athena vardı. Fakat festivalin şampiyonu tartışmasız Skunk Anansie, daha doğrusu Skin idi. Ardından temposu dibe vuran ve büyük hayal kırıklığı yaratan Paolo Nutini çaldı ve indi. Travis ile nirvanaya ulaştıktan sonra, yorgun bacaklarımız Moby ile birlikte kilitlendiler.

Dolu dolu ve çeşitli bir festival oldu ama çok memnun ve mutlu ayrılmadım. Sadece line up'ın hatırı var. İzlediklerimiz ve dinlediklerimiz yanımıza kaldı.

12 Temmuz 2011

4 Gün Sonra Hezarfen'de

Cumartesi günü saat 15:00 sularında başlıyoruz. Slogan belli "İki gün boyunca doyasıya eğlence ve müzik !" Kamp tecrübesi de mevzuyu ayrı bir zevkli kılıyor.

Hezarfen'e varınca çadırları kuracağız ardından sırasıyla sahneleri turlamak var. Şimdiden kafamda bir program yaptım. İlk gün Çilekeş ve Kurban banko. Tabi o sıralarıda DJ Sarıyılan, nam-ı diğer Sezyum, olacak Freezone sahnesinde ona da bir kulak kabartmak istiyorum. Çilekeş ile Kurban arasında mesela. Melis Danişmend ve hayranı olduğum Deja-vu'dan biraz biraz, kimseye haksızlık etmeden; çünkü hepsinin sahnesi çakışıyor, elden bir şey gelmiyor. Deja-vu bittikten sonra ana sahne önüne kök salabiliriz. "Yeni nesil Türk rockçıları" Duman 19.30 da sahnede olacak. Ardından en büyük Rock'n Roll timsali Lemmy Kilmister eşliğinde motoru gazlıyoruz çünkü Motörhead sahneye çıkıyor. Onlar sahneden inince kalabalıktan kurtulup arkalardan Limp Bizkit'e selam çakabiliriz, belli olmaz. Kendilerinden pek haz etmem malesef ki. Limp Bizkit sonrası sabaha kadar müzik var. Ana sahnede 2Manydj's ve Freezone sahnesinde de Golem ile Fuchs & Cervus olacak. Gece uyku yok !

Hadi diyelim ki birkaç saat uyuduk. Uyandığımızda belki karınlarımızı doyururuz. Gripin izlemeyi hiç istemediğimden diğer sahnelerden gelen müzik eşliğinde kahvaltı yapmak için bolca vaktim olacaktır. Fakat ikinci günün kadrosu daha kalabalık, oradan oraya yetişmek zorunda kalacağım. Skunk Anansie'nin performansını çok merak ediyorum. Onların sahneye çıktıkları andan itibaren ikametkahımız ana sahnede olacak. Sadece sahneler düzenlenirken gidip FM Belfast ve Chapel Club'ı ucundan dinleyebilirim. Paolo Nutini öncesinde de Black Lips için kaçamak olursa olur ancak, Paolo Nutini ile olduğum yere çakılırım. Önce Travis gelir ardından Moby ağbimiz. Thievery Corporation arada kaynayacak sanıyorum ama Moby söz konusu burada, büyükler ne derse o! Gecemiz bittiğinde mutluluk ve zevk sarhoşu olarak sallana sallana çadırımıza gideriz.

Setlistler eğer bir sürpriz olmazsa aşağı yukarı belli sayılır. Çok keyifli bir haftasonu bizi bekliyor. Hakkını vermek lazım. Pazartesi olduğunda "ah şu olmuş, vah bu gitmiş; neredeydi benim aklım !" diye ağlamak kimseye yarar sağlamaz.

Moby deyince; Yekta Kopan çok şahane ve derin bir röportaj yapmış, izlemek gerekir.

15 Nisan 2011

Rock'n Coke 2011

Yeni isimler açıkladılar.

Ana sahnenin listesini "Headlinerımız Motörhead" diyerek açıklamaya başladılar. Sonra teker teker açıklayacağız grupları dediler. Şu ana kadar 13 grup açıkladılar. Altısı ana sahneden. Son durumda ana sahnede Motörhead, The Kooks, 2 Many Dj's, Athena, Skunk Anansie ve Travis var. Alternatif sahnede Thievery Corporation, FM Belfast, Tunng, Gaslamp Killer ve Beach House bulunuyor. Sonar sahne için ise sadece The Black Lips, Chapel Club açıklandı. Bakalım daha başka sürprizi var mı Pozitif'in? Bekleyeceğiz.

Rock'n Coke ülkede çok şeyi gerçekleştirdi bu bir gerçek. Hep en zengin kadro onlardaydı. Bu sene ki yedinci olacak. Gelmesi muhtemel gruplar hakkında etrafta çok fazla dedikodu da var. Değişik sürprizlerde olacak mı merak ediyorum. Teoman & Rashit düeti gibi. Dediğim gibi beklemekten başka yapacak bir şeyimiz yok.

Anlam veremediğim şu ki; Rock'n Coke 'un facebook sayfası 20.000 kişi tarafından beğenilmiş ama resmi sitede ki sayaç 10.000 kişinin henüz siteye girmediğini hatta tahmini en fazla 6-7 bin kişi girmiş gibi gösteriyor. Pek mantıklı gelmedi bana açıkçası. Tabi ki Pozitif'in sayaçla oynayıp sayıyı az göstermek istediğini söylemiyorum! Ama insanlardan, kimleri dinleyeceklerini bilmeden bilet almalarını beklemek, aynı şekilde oldukça mantık dışı bana göre.
Bakalım ne zaman siteyi tamamen açacaklar...

14 Nisan 2011

Ne harika bir yaz olacak

Öyle görünüyor ki, bu yaz İstanbul çok sallantılı olacak. Sadece açıklanan gruplar bile herkesi heyecanladırdı. Bu konuda başı yine Sonisphere çekiyor. Türk insanının yıllardır hayalini kurduğu isimleri aynı gün aynı sahneye sığdırmışlar. Büyük bir tebrik ve teşekkür gerek. Ardında geçen seneyi pas geçen Rock'n Coke var. Headliner Motörhead dediler; ben duyduğumda inanamadım ama gerçekmiş. Bon Jovi Temmuz'da burada olacak, iki sonra Judas Priest & Whitesnike ile inanılmaz bir tecrübe yaşanacak.

Bunlar benim gözüme kestirdiklerim. Bunun dışında Amy Winehouse'lar, James Blunt'lar da gelcekler. Çok geniş kitlelere hitap ediyor bu sene organizasyon şirketleri. Rock'n Coke'a gelecek olan gruplarda web sitesinin istatistiklerine göre sırayla açıklanıyorlar. 10.000 kişi siteye bağlandığında bütün grupların açıklanacağını söylediler. Onlara da hak vermek lazım ellerinde Motörhead var ama Sonisphere'da daha fazlası var. Rock'n Coke yetkilileri kendilerine yol çizmek istiyorlar. Zekice olabilir ama biraz itici.
Bu yazın asıl bombası tabi ki yine Sonisphere. Geçtiğimiz sene "The Big Four"la geldiler bir de Rammstein, Manowar ve Volbeat'leri getirdiler. Bu sene de geçen seneyi aratmıyor ama nedense saçma değişiklikler var. Sonisphere kadrosu Iron Maiden başta olmak üzere Alice Cooper, Slikpnot, In Flames ve Mastodon'dan oluşuyor. Tek gün için harika bir ziyafet. Ama gelin görün ki bu ağbileri Küçükçiftlik Park'ta izlememiz gerekiyor. Yıllardır Iron Maiden'ın hayalini kurarken şimdi o hayali sıkış tıkış neredeyse hareket edemeyecek kadar dar bir alanda gerçekleştireceğiz diye düşünüyorum. Geçen sene İnönü'de ortalama 40.000 kişi vardı. Bu sene ki kadronun daha yavan olduğunu kimse söyleyemez. Sonisphere organizasyonu çoğu ülkede yine tek gün üzerinden yapılıyor. Sorun burada değil mekanda, yani daha düzgün geniş ve giriş-çıkışın rahat olacağı bir mekan seçilebilirdi.

Küçükçiftlik parkta sadece geçen ay Epica'yı izledim ama kesin olarak söylüyorum, orada hiç konser yapılmamalı. Çok kötü bir konser mekanı orası. Bir kere girişi çok küçük, her yönden şiddetli rüzgar alabiliyor. Tuvaletleri, yiyecek standları için yeterli alan yok. Bana göre o
mekan böylesine bir konser için uygun değil. Ben daha çok neden böyle bir değişiklik yaptıklarını merak ediyorum. Yani Iron Maiden'ın yeterince seyirci toplayacağından emin olamadılar mı! Hem de listede ki diğer gruplarla birlikte. Parkın yöneticisi 17.000 kişi için yeterince yerimiz var, demiş. Pardon 17.000 mi! Geçen sene 60 belki de 70 bin seyirci ağırlayan bir organizasyon 17.000 bilet satacak bu sene. Oldukça saçma!  Tabi bu saatten sonra mekan değişikliği olacağını sanmam ama söylemenin zararı olmaz.

Gelelim "kovboyumuza" ve "kaba dayılarımıza". 2011 özlemleri giderme yılı olacak. Bon Jovi 17 senedir yoktu. 8 Temmuz'da Türk Telekom Arena'da. Tam iki gün sonra en sevdiklerimden Judas Priest, Whinesnike ile aynı sahnede. Bir hafta sonra da "Kasap" Lemmy* önderliğinde Motörhead Hezarfen'de olacak. Şahane bir takvim bana göre. Unutulması çok zor olacak. Motörhead hakkında
ki şehir efsanesini bilen herkes "bir daha gelmezler" diyordu ama onlar (tahminime göre) 17 Temmuz'da Rock'n Coke ana sahnesinde çok iyi bir performans sergileyeceklerdir. Sonuçta şimdiye kadar hiç yaşlanmadılar!

2008'de ilk defa gelmişti Judas Priest. Nostradamus albümleri yeniydi ve tanıtım turnesinde İstanbul'da vardı. Bu defa ki daha harika olacak, Whitesnike ile aynı sahnede ! Bu grupları aynı
sahnede toplayabilmek çok zordur eminim ama gruplar birbirlerini geçmek için çok daha şahane çalıyorlar bu durumda, orası kesin.

Temmuz sonunda eminim ki Sonisphere organizatörleri Türk Telekom ve Hezarfen'de ki kalabalığı görüp kafalarını duvarlara vurmaya başlayacaklar. Umarım olabildiğince sert vururlar ki akılları başlarına gelsin!