festival etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
festival etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2015

We The Wild


İngiltere'den çıkan gruplara bir yenisini daha ekleyerek We The Wild hakkında bir iki kelime yazmak istiyorum. Ant West ve Casey Roarty adlı ikilinin bir araya gelerek oluşturdukları ekip, Londra çıkışlı. Hipster dilinde alt-pop denilen alternatif-pop tarzında müzik yapıyorlar. Sanırım 2010'ların en fazla ürün çıkarılan tarzı indie rock ve alt-pop oldu. Peki We The Wild'ı bunlardan ayıran özellik nedir?

We The Wild'ın benzer gruplardan çok ayrılan bir yanı aslında yok. Özel bir grup değil. Ama müziklerinde her an patlamaya hazır, dengeli bir ritm ve hemen her moda uygun diyebileceğim bir tını var. West ve Roarty'nin de ikili olarak güzel bir elektrik yakaladığı düşünülünce, kulaklıklar için lezzetli bir alternatif doğmuş oluyor. Fikrimce en güçlü şarkıları 2013'te yayınladıkları iki EP'nin ilki olan Vol. 1'de yer alan Body Electric (Blue).  Grubumuz şimdiye kadar iki EP ve bir single yayınlayarak müziklerini tadımlık kıvamında tuttu. Bu yıl bir LP yayınlamalılar, çoktan geciktiler bile ama neyse artık hala kredileri var.

Çok üretken olmadılarını ama yaptıkları ürünlerin kaliteli olduğunu düşünürsek, bu konuda da iyi bir denge yakaladıklarını söylemek yanlış olmaz. Fakat müziğin en çok tüketildiği bu zamanlarda, bu tüketimin bir ürünü olarak ortaya çıkınca çok daha fazla çaba harcamak gerekiyor. Aksi takdirde Avrupa genelinde düzenlenen irili ufaklı alternatif festivallerin küçük sahnelerinde bir iki sene sahne aldıktan sonra, hemen hemen kimse onların adını bile hatırlamayacak. Burada bahsettiğim büyük bir patlama yapmak değil. Kemik kitle oluşturabilecek kadar yeterli ve karakterli iş yapmak. Gerisi gelecekse bir şekilde gelir. Yaşadığımız dünya böyle malesef.


8 Eylül 2013

Rock'n Coke '13 - İlk Gün Special

Festivalleri seviyorum, hele ki birkaç günlük, uzun festivalleri. Çünkü yeni gruplar keşfetmenin, yeni tecrübelerin, yeni arkadaşlıkların; eski dostlarla arayı kapatmanın, sevdiğin grupları dinlemenin, yere boylu boyunca uzanıp müzik dinlemenin en keyifli yolu. Bu sene elimizde avcumuzda bi Rock'n Coke kaldı tabi. Onlarda bu şansı iyi değerlendirdiler, yoksa bu line-up asla yetmezdi. İptaller sağolsun festival full çekti.

Bu sene organizatör farklı, acaba nasıl olmuş; line-up macar salamı, sahiden sziget havası var mı; falan derken bol aktarmalı yolculuğun sonunda Hezarfen'e ulaştım. Beylikdüzü taksicileri servislerle aynı fiyatlarla taşıyorlar ve 15-20 dakikada alanda oluveriyorsunuz. Alanı bu sene daha derli toplu oturtmuşlar. Kalabalığı bölmüşler, trafiği rahatlatmışlar. Tuvalet sorunu nispeten daha halledilmiş. Fiyatlar oldukça makul. Sanki pek sıra da yok gibi; e güzel olmuş. Tabi sıra yok gibi derken öğlen yok gibi, saat 17.oo itibarıyle sıraya giren kayboluyor, hapsoluyor. Ödeme sıkıntısı, çöken pos makineleri, çekmeyen telefonlar derken yine dertler birikiyor.

Bu sene fazladan bir sahne olunca alanı biraz büyütmüşler. Fazladan sahne iyidir, çeşitliliği artırır. Ama sahneleri çoğaltırken "acaba sesler birbirini karışır mı?" diye de düşüneceksin. Çoğu yerde birden fazla grubu duyabiliyorsunuz ve bu hiç iyi bir şey değil. Özellikle zaten kenara fırlatılmış keşif sahnesinde amatör ve heyecanlı bir gruba sarmışsanız ana sahnenin gürültüsü sizi çok rahatsız ediyor. Ortamda bir değişiklik var ama hala festivali çekilmez kılan bir sürü zorluk var.

Mesela benim en çok hoşuma giden değişiklik yiyecek çadırlarındaki çeşitlilik oldu. Sadece fastfood değil, aynı zamanda çorbacı ve noodle gibi alternatifler de yer almış. Elinde noodle ile gezenler, kalçada şortlar, helikopterler en bol görünen görüntü. Ayrıca gençlik hayallerini sahnede izleyen 30'a merdiven dayamış, ahenkle ritm tutarken bütün vücudunu kullanan ağbiler, amcalar da her yerde.

Gitmeden kendime program hazırladım ki, orta yerde "napsam ki?" diye kalakalmayayım. İlk durağım Zero sahnesi'nde The Ringo Jets. Ama evden çıkamayınca, saatlerce yol gelince son şarkıya yetişebildim ancak. "Son şarkı arkadaşlar" dedi Deniz birden. E napalım dinledik bir güzel. Editors'a kadar Yemen Blues'u tadarım demiştim ama Ayyuka tuttu ve bırakmadı beni. Müziklerine aşığım zaten ama sahnedeyken kulağa çok daha güzel geliyormuş. Küçük sahneler böyle sıcacık oluyor ya, hastasıyım.

Yavaştan ana sahneye Editors'a kaydım. Sonunda kavuştum yahu! Yeni albümleri ne kadar vasat olsa da en önlerden izledim. Damn you Urbanowicz! Yeni, eski, yeni, eski sıralamasıyla çaldılar. Şahsen çok keyif aldım. Bu adamların değişik bir yeri var bende. Bones ve Papilion tabi ki en hareketlendiren şarkılar oldu. Ama You Don't Know Love'ı neden çalmadılar, merak ediyorum doğrusu. Bir de iki gündür Editors'ü yerden yere vuranlar çıktı ortaya. Yahu nedir alıp veremediğiniz vallahi bir anlasam. Ne güzel dinledik. Ahım şahım değiller ve ilk albümlerinden de uzaklar ama severek dinliyorum.

Tekrar Zero sahnesi, Palma Violets. Aynı anda ana sahnede Duman olduğu için kalabalık pek azdı. Fakat bu adamlar fazla enerjikler. Gitar çalmak zorunda olmasalar bütün traslara tırmanıp birinden diğerine sıçrarlardı gerçekten. Damien Rice halt etmiş! Tabi şöyle bir sıkıntı var, hemen bütün şarkıları aynı. Hani bağlasalar "ne uzun şarkıymış la" dersin. Tam festival grubu, her festivale lazım böyle gruplar. Ama bu gece Babylon'da olduklarını duysam gitmem. 40 dakika fazlasıyla yetiyor.

Şimdi doğru ana sahneye, Hurts zamanı! Çok yakışıklı müzik yapıyorlar. Kesinlikle tanımları bu. Tevazu da bir dünya markası adamlar. Theo Hutchcraft seyirciden reaksiyon aldıkça çocuk gibi sevindi. Şaşkınlığı gülümsemesinin her santimine yansıdı, gerçekten. Sadece Wonderful Life'ın hit olduğunu düşünürsek haksız da değildi hani. Bütün bu reaksiyonda mikrofonu parçalamasının da büyük payı var tabi. Yaptıkları işi çok seviyorlar, müziği seviyorlar, seyirciye hitap etmesini biliyorlar, dediğim gibi çok samimi ve mütevaziler; kendilerini çok sevdim.

Büyük balıkta şimdi sıra, Arctic Monkeys. Benim ilgimi çeken üç ekipten biriydi. Büyük heyecanla bekledik elimizde beleş içkilerimizle. Patlayan flaşlardan epilepsi olmak üzereyken parıltılı ceketiyle Alex belirdi. Do I Wanna Know ile açtı sahneyi. Setlist'i çok güzel hazırlamışlar ama bütün gün herkeste bir durgunluk vardı ve bu devam etti. Alex gittikçe büyük bir yıldız olabilir, hatta öyle olduğunu düşünmeye başlamış bile, ama asla bir Damon Albarn ya da Liam Gallagher olamaz. Arctic Monkey de bir The Strokes olamayacak. Evet, Alex'in müzikal zekası çok parlak; evet, grup olarak çok güzel bir çıkış yakaladılar; evet, seviliyorlar ama ne seyirciyle diyalog kurabiliyor, ne de en ufak yolunda gitmemezlik anında durumu kotabiliyorlar. Yine de yepyeni, çok şık bir albüm yapmış, beklediğim bir grup var karşımda bunları çok dert etmedim. Biss'te de iyi bir dönüş yaptılar ve güzel bitirdiler.

En çok beklediğim ve merakladığım kısma geldik, La Roux. Zero sahnesine doğru giderken şehir sahnesinin önünden geçtik. İnanılmaz bir kalabalık vardı. Sonradan o saatte Emre Arısev'in olduğunu öğrendim. Geçen sefer Club Bangkok ile tanışmıştım, bu sefer de Emre'yi farkettim. Umarım o da Bangkok gibi patlar. Neyse La Roux için yerimizi aldık. Çok güzel bir kalabalık vardı, neredeyse ana sahne kadar. Elly sahneye çıktığında çok güzel karşılandı. Enfes bir kadın! Her duruşu pozluk. Karşımda Tilda Swinton var sandım bir an. Enfesti gerçekten, çok hakim olmamama rağmen çok deli keyif aldım. Harika final oldu benim için.

Bir de bonus olarak Silent Disco vardı ki, kulaklığı takınca kapılıp gidiyorsun. Çok zevkli. Gelmiş geçmiş en güzel festival icadı. Teyitli! Kulağında kulaklık haykıra haykıra şarkı söylemek inanılmaz rahatlatıcı bir yöntem. Şiddetle tavsiye...

Genel olarak çok eksiği ve çok uğraştıran tarafları var hala Rock'n Coke'un. Bu yıl herkeste de bir bezginlik var gibiydi, anlayamadım. Benim festival görüşüm o an şikayet etmek yerine olabildiği kadar tadını çıkarmak. Birçok şeyden memnun değildim ama günü neden kendime zehir edeyim ki? Bak, ne güzel burada içimi döküyorum işte. Hayat şikayet etmek için çok kısa. Hele ki bizimki gibi berbat ve dertler üstüne kurulmuş bir ülkede şikayet etmek için vakit bulmak lüks bana kalırsa. Hem de gereksiz. Ben müziği seviyorum, canlı dinledikçe daha da keyfine varıyorum. Çevremde sevdiğim bir iki insan olduktan sonra koy götüne dünyanın be!

Müzik güzeldir, festivaller de öyle. 

17 Temmuz 2012

Bira değil, müzik festivali

Neredeyse ayağımın tozuyla kendimi santralistanbul'a attım. Pazar gününün sıcağını falan umursamadan müzik ziyafeti çekmek şahane oldu. Olumsuzlukları bir kenara bırakırsak pamuk gibi festivalsin Efes Pilsen One Love!

Cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı İstanbul'a ulaştık, son dakika. Hal böyleyken neden Pulp görmeyeyim ki, neden Kimbra dinlemeyeyim ki, değil mi ama? Bende pazar sabahı hazırlandım ve AKM önünden servisle doğru santral'e yollandım. İlk defa Efes Pilsen One Love'a gelmişim, ne var ne yok diye etrafa bakınmak için erken gittim. Sahneleri dolaştım, tuvaletlerin yerini öğrendim. Sonra çimlere yayılmak kaldı.
Bu güzel festival için bir çok saçmalık oldu. Fakat bu festivalin kıymetini artırdı bana kalırsa, çünkü bir müzik festivali olduğunu kanıtladı. Adı zorla "One Love" oldu, ilk gün abluka altına alındı... Ne için? Pazar günü orada binler sadece müzik dinlemeye, güzel anlar yaşamaya ve eğlenmeye geldi. Sonraki yıllarda böyle olacak!

Hiç uzatmadan Mira sahneye çıktı. Bence çok iyi bir proje. Günü çok huzurlu başlattılar. Miray Kurtuluş sahneye çok yakışıyor. Günün ilk saatleri olduğundan alan zaten kalabalık değildi. Sahne önüne dizilen 20-30 kişinin alkışlarına şahane bir tevazuyla karşılık verdiler. Ardından Elif Çağlar geldi, pir geldi. Çok keyifliydi. İlk albümden söyledi şarkılarını. Sıcaktan, yasaktan ve saçmalıklardan yakındı, hepimiz gibi. Sahnesi çok enerjikti, ben özellikle dansına bayıldım. Enerjisi her yeri kapladı. Beş kişilik orkestrası ile müzik ziyafeti yaşattılar. Bir şarkıda Kerem Türkaydın'da eşlik etti bu orkestraya. Yani sözün kısası Elif Çağlar başarılı müziğinin yanında çok iyi bir performansçı da.

Festivalde ana sahnede gruplara uzun süreler verilmiş, buna çok sevindim. Çünkü grup kalabalığı yerine az olsun, öz olsun ama kaliteli olsun. Bir gruba yarım saat vererek, dört ya da beş şarkı söylemesine izin vermek hem gruba, hem de seyirciye haksızlık. Çünkü oldu bittiye geliyor. Tam gruba ısınmışken sahne süresi bitiyor ve bir soundcheck daha geliyor. Bunun yerine sahneye beş grup çıksın ama dolu dolu performans sergilesinler.

Fyah Fyah!

Elif Çağlar'dan sonra Selah Sue'ya sıra geldi. Performans öncesi Selah Sur hakkında hiç bir bilgim yoktu. Meğer ne çok şey kaybetmişim! Dünya üzerinde ki en muazzam seslerden bir tanesi. Performansı daha iyi olamazdı, sahnede çıldırıyor. O ne enerji! Ağzım açık izledim bütün saat boyunca. Alternatif müziğin çok önemli isimlerinden. Yeni bir fan kazandın Selah!

Selah Sue indikten sonra sırada Kimbra vardı. Kimbra'yı da çok fazla dinlemiş bir adam değilim. Üstünkörü bilgim var, cahil sayılırım yani. Bir single dinledim sadece ama onu da sevmiştim. Meğer o da deliymiş. Dudaktan oluşan Kimbra ve onun fantastik grubu! Grup sahiden fantastik. Gitaristin gömleğine, basçının şortuna ve bateristin saçlarına büyük saygı duydum. Sahiden eşi bulunmaz tipler. Kimbra'nın Selah Sue'nun performansını geçebileceğini düşünmüyordum. Ama ilk şarkıdan itibaren uçurdu bizi. Acaip dansıyla koşturdu sahnede. Şahaneydi. Ne kadar yanlış tanımışım seni Kimbra. Benim göremediğim neler saklıyormuşsun sen meğer. Hakkında ki bütün düşüncelerimi haksız çıkardın. İyi ki geldin Yeni Zelanda'dan. Ama o kadar çağırdık seni, bir daha sahneye gelmedin! Seneye bir daha gel, boğazı da gezdiririm ben sana.



Sıra bir diğer manyak olan Jarvis'e geldi. Kadın vokaller gününü, sırık gibi bir İngiliz erkeği ile kapattık. Uzun sahne hazırlıklarının ardından lazer şovuyla "Merhaba" dediler bize. Sahiden ama "Merhaba, nasilsiniz?" diye başladı, ardından muhabbete girişti. “Bir içki içmek ister misiniz? Tamam, barda buluşalım. Şaka mı bu? Bu nasıl şaka anlayışı? Bu yasal mı?” Bunları yazmak için kesin Google Translate kullandılar. Öyle olmalı, yoksa kim bunlara "Ses çıkarın" yazdırmış olabilir ki? 
Setlist zaten çok büyük oranda belliydi, ama onlar yine ilk şarkıyı önceden söylediler. "Do You Remember the First Time" çaldıktan sonra, "kimler ilk Pulp konserini hatırlıyor? kimler oradaydı?" şakasını yaptı. Hiç tahmin etmiyordum yani(!). Bir Glastonbury değildi tabi, ne biz oradaki seyirciydik, ne de onlar o sahnede ki Pulp. Jarvis, sahneden her an seyirciye ulaşmaya çalıştı. Ben şahsen onları sahnede görme zevkine vardım iyice. Hem gizemli hem de coşkululardı. Kıvırtık Cooker sahnede bir an bile durmadı. Her şarkı için farklı bir şaklabanlığı vardı. Çikolata dağıttı, "I Spy"dan önce en ön sıradan insanlarla tanıştı. "Common People" ile iyice çıldırdıktan sonra encore için "Mis-shapes" çalmaya geldiler. 

Silent Disco'ya kalamadım, en çok merak ettiğim aktivite oydu aslında. Onlarca delinin sessizce dans ettiğini görmek ve onlardan biri olmak çok güzel olacaktı. Olamadı ama ben eve keyfin doruklarında döndüm.

2 Temmuz 2011

Geri Sayım...

Bu yıl müzik açısından dolu geçen bir yılın yarısı geride kaldı. Foo Fighters, Arctic Monkeys ve Radiohead albümleriyle birlikte ülkemizi şenlendirecek şahane isimleri beklemeye başladık. Bon Jovi için 6, Judas Priest & Whitesnakes için ise 8 gün kaldı. Motörhead & Travis & Moby için ise 14 gün var.

Sabırsızlanmamak elde değil. James Hetfield bir defasında "Eğer Metallica'nın içinde iki tane 'head' varsa; bunlardan bir tanesi Motörhead'dir." demiş. Motörhead için zaten bekliyorduk ama bu röportajın bir kısmını okumak benim heyecanımı daha da artırdı. Iron Maiden'ı izleyemediğim için Motörhead ve Judas Priest & Whitesnakes konserlerini kaçırmayı hiç mi hiç istemiyorum.


Çadır için hazırlıkları yapmaya başlayacağım yavaş yavaş. "Kasap" Lemmy hepimizi doğrayacak! Herkese iyi festivaller.

21 Nisan 2011

One Love 2011

İşin içinde Anadolu Grubu ya da onlara bağlı şirketler varsa bilin ki o iş tam hakkı verilerek yapılır. Müzik kısmında ise şahane işler yapıyorlar. 9. defa düzenleniyor Efes Pilsen One Love Festival. Müzik bilincinin yanında tecrübede çok ağır basıyor artık. Hiçbir yaz bir öncekini aratmıyor aksine katlıyor.

Geçmiş senelerde kim vardı kim yoktu uzun uzun anlatmaya gerek yok. Ülkede ki diğer festivallerle kıyasladığımızda line-up 'ından tutun seyirci profiline kadar oldukça farklı bir olay One Love. Kendine özgü. Şu an için bu ülkede ona rakip olabilecek bir organizasyon yok, ben bilmiyorum en azından.


Duyurulalı iki gün geçti geçmedi. Bu yaz Santralistanbul'da Manic Street Preachers, Cake, Editors, Suede ve Nneka başta olmak üzere yine şahane bir atmosfer olacak. Şahsen benim Editors ve Cake'e içim gitti. Editors daha önce Rock'n Coke için de gelmişti ama o zamanlarda sivilcelerimiz yeni bitiyordu, gidip izleyememiştik, Dream tv imdadımıza yetişmişti. Bu defa da kanunlar engel oluyor! 24 yaş sınırı olan bir "gençlik" festivali bu. Mevzu buraya gelince Efes Pilsen'e ısrarı ve dirayeti için teşekkür etmek gerek. Efes Pilsen Blues'da umarım hiç bir zaman tökezlemez ve aksamadan devam eder.

Bu konu daha çok su götürür. Bu kanun yüzünden seyirciler oldukça yaşlanacak bana göre. Ben yine Dream tv yayınlar umudunu taşıyorum içimde. Umarım yayınlarlar...

17 Aralık 2009

İşte şimdi "Ohannesburger"

İkinci Metallica konserinin bu sene olacağı konuşuluyordu. Söylentilerden sonra kulağımıza "Sonisphere Festivali" çalındı. Sonrasında Metallica'nın yanında bir de Slayer izleyebileceğimizi duyduk. Çoğu sitede Metallica ve Slayer ile beraber Antrax ve Mastodon sesleri yükseliyordu. Ama bugün metallica.com da gödüm okudum -yani kaynak sağlam- Hatta bir alıntıyı hemen buraya monteliyorum. "...Then June rolls around with more Sonisphere Festival dates as part of the "Big Four" - Metallica, Slayer, Megadeth and Anthrax all on one stage together for the first time ever, along with other special guests on select shows including Motorhead and Heaven and Hell.Then June rolls around with more Sonisphere Festival dates as part of the "Big Four" - Metallica, Slayer, Megadeth and Anthrax all on one stage together for the first time ever, along with other special guests on select shows including Motorhead and Heaven and Hell..."

Sonisphere Festivalinin 25-27 Haziran arasında olması planlandığını söyleyebilirim. İnanmayanlar buraya---> www.sonispherefestivals.com

Yanlız son açıklanan resmi bilgilere göre, Metallica ve Slayer ile ayne sahneyi Rammstein ve Iggy Pop paylaşacak.

Bu arada Haziranda Eric Clapton'ın gelme olasılığı da var. Beni en çok heyecanlandıran hadiselerden biriside bu. Daha fazla gelişme olursa buradan yazarım ;)