kısa film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kısa film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2015

[Kısa Film] Değişime Ayak Uydur!

İnsanları değiştirmeyi çok severiz. Daha güzel görüneceği için, daha iyi bir insan olacağı için, hep dahalarla kandırmaya çalışırız. Gittikçe kontrolü ele geçirmeyi ve tam olarak istediğimiz gibi birine sahip olmayı isteriz. İnsanoğlunun en derin motivasyon kaynaklarından biri olduğuna inandığım bu kontrol arzusu ve tutkusu modern hayatın da vazgeçilmez sorunsallarından biri olmasının yanı sıra, ayrıca gittikçe normalleşen gündelik bir ihtiyaç olma yolunda ilerliyor. Manipüle ederek iletişim kuran insanların riyakarlıkları bir yana, doğrudan hitap eden ve benliğin özgür iradesine el koymaya kalkan ikinci kişilerin varlığı toplumun büyük bir kısmını oluşturuyor demek pek de yanlış olmaz.

Kontrol etmek çok zor bir işken, değişen bir insanın değişkenliğini kontrol etmek kat ve kat daha zor. İnsanlar değişimleriyle büyük bir döngüyü kırarak çevrelerindeki her durumu ve unsuru bu değişimin içine katarlar. Dünyanın dinamiği bu şekilde işliyor. Doğrudan değişimi tetikleyen ikinci kişi, üçüncü şahıslar, yaşam alanı... Böylesi bir değişimin ardından hiçbir şey eskisi gibi olamaz elbette. Değişime ayak uydurulmalı. Geri kalanları kimse beklemez, onu bırakır kendilerini kurtarırlar. Temel ve basit bir kural var aslında, birden çok varvasyonuyla birlikte: Ayak uyduramayacağın değişimi istemeyeceksin!

-

Londra Film Okulu'ndan bir grup öğrencinin projesi olan bu harikulade fikir, şahane bir prodüksiyonla karşımızda duruyor. İlk bakışta yalnızca iki insanın rol aldığı ve diyalogların pek de ön planda olmadığı bu filmde aslında birçok ufak dokunuş var ki, filmi fazlasıyla yükseltiyor ve başka bir boyuta taşıyor. Filmin planlaması ve tekniği takdire şayan. Hakettiği güzel yorumları fazlasıyla alan He Took His Skin Off For Me, fazlasıyla başarılı bir iş.


21 Temmuz 2014

[Kısa Film] Metube: August Signs Carmen 'Habanera' by Daniel Moshel

Bu haftanın kısası bir Habanera coverı. Daniel Moshel'in bu filmi bu yıl Sundance'in seçkisine girmeyi başardı. Oldukça ilginç bir çalışma aslında. Hem "Habanera'yı hiç böyle dinlememiştim" demezsiniz.

14 Temmuz 2014

[Kısa Film] The Old Lady and the Pigeons by Sylvain Chomet

Günün kısa filmi, çok hoş bir tarzı olan Sylvain Chomet'in 1997 yılında hazırladığı The Old Lady and the Pigeons.

17 yıllık kariyerinde, biri bu kısa film olmak üzere, sadece beş film ortaya koyan çok yetenekli bir adam Sylvain Chomet. Hiç aceleci davranmayan, her filmi için kendisine birkaç yıl zaman veren bir yönetmen kendisi. Geçen yıl çektiği çizgi-animasyon olmayan filmi Attila Marcel'den sonra çok beklemeyerek, neyse ki, şu sıralar yeni filmini hazırlıyor.




7 Temmuz 2014

[Kısa Film] Jet Black by Kezia Barnett

Bu hafta biraz eski bir film paylaşmak istedim. 2008'de Schweppes'in yarışmasına katılan bu film, ilk izlediğim zamandan beri aklıma kazındı. Kurgusu enfes, kamera ve ışık kullanımı başarılı. Bu tarz bir kurguyu benim diyen çoğu filmde bile görmek zor. Bir de zaman yolculuğunu ekleyince kalan filmler bir elin parmağını dahi geçmez.

Ama malesef bu filmin yönetmeni Kezia Barnett yedi yıldır yeni bir iş ortaya koymadı.

30 Haziran 2014

[Kısa Film] Tim Burton

Tim Burton efsanesi 80'lerin ortasında kendisini göstermeye başladı. Doksanlarda ise kendisi artık saygı duyulan farklı bir yönetmendi. İşlerinin özel takipçileri hızla artmıştı. 2000'lerde ise yavaş yavaş tükenmeye başladı Tim Burton. Teknolojinin kurbanı oldu. Onun yıldızını parlatan filmler artık raflardan kalkmaya başladı. Aslında teknolojiye mağlup olmuştu. Doksanların başında kimsenin hayal edemediği efektleri yaratan adamken, artık herkesin rahatlıkla kurguladığı evrenler arasında kaybolmaya başlıyordu.

İşte bu adam da bir zamanlar öğrenciydi. 60'lara denk gelen bu zamanlarda elinden çıkmış sessiz kısa filmleri paylaşmak istedim bu hafta. Tim Burton'un doğuşunun evveli olan bu filmlerden ikisi; "King and Octopus" ve "Stalk of the Celery Monster"

King and Octopus


Stalk of the Celery Monster


Tim Burton'ın ilk ve en dikkat çeken kısa filmi şüphesiz Vincent. Küçük bir çocuğun yalnız dünyasında yarattığı sonsuz hayalgücünü sunuyor bize bu filminde. Vincent, ayrıca Tim Burton'ın son yıllardaki kurtarıcısı olabilecek hamlelerinden biri. 2012'de vizyona giren Frankenweenie, aslında Vincent'in devamı diyebiliriz. Belki de sinemasının son dönemlerine şahit olduğumuz bu güzel adamın, ilk dönemlerinde yarattığı Vincent'i:


23 Haziran 2014

[Kısa Film] Calvaire Fruite by Ghayth Chegaar, Eddy Loukil, Victor Jardel

Bundan sonra her pazartesi Yazılı Yüz'de Kısa Film Günü.

Haftaya iyi başlayabilmek adına birkaç dakikalık güzel filmleri izlemek herkese iyi gelecektir. Bu haftaki filmin adı Calvaire Fruite. Birbirine tamamen zıt iki karakterin tanışma hikayesi. 2012 yapımı filmin hikayesinin geçtiği fantastik evren üç yönetmenin ortak çalışması sonucu ortaya çıkmış.

16 Haziran 2014

[Kısa Film] Belly by Julia Pott

Tanıştırayım, haftanın kısa filmi. 2012 Sundance seçkisine seçilmiş kısa animasyon, Belly.

Yaratıcı stop-motion tekniklerle hazırlanmış naif bir fantastik hikaye kendisi. İngiliz Julia Pott'un zihninden çıkmış çizgilerin ve videonun altında listelenmiş uzun ekibin uğraşı sonucunda hazırlanmış.

2 Şubat 2013

[Video] Malaria




Edson Oda, bambaşka bir western hikayesi yazmış. Hikaye benzer belki ama yazılışı eşine rastlanamayacak kadar yaratıcı. Belki de bilinen bütün teknikleri kullanmış. Çok harika bir iş çıkarmış ortaya.

8 Ocak 2013

[Video] To Die by Your Side, by Spike Jonze

Spike Jonze sunuyor...
Günümüzün en güzel kara komedilerinden birine imza atan bu naçizane yönetmenin mutlu sonu olan kısa bir çalışması. Aslında Ekim'de yayınlanmış bir kısa film, bir güzelleme, bir komedi. Yönetmenimiz filmde "Bilginizin kaynağı her neyse, sanatınız adına cevap istiyorum sizden." diyecek kıvama, adeta bir baron, bir kral havasına giriyor.
Hoş, oldukça hoş.


5 Mayıs 2011

Gerçekten Gerek Var Mı?

Bu aralar sadece tek bir konu hakkında düşünüyorum. Yasaklanan, sınırlanan ve kontrol edilmek istenen hayatımız hakkında düşünüyorum. "Zevklerimizi, isteklerimizi ve arzularımızı istediğimiz gibi yaşayamadığımız bir ülke neden var olsun ki?" sorusunu sorguluyorum. Buna gerçekten gerek var mı! Benim fikrime göre bir ülkenin uluslararası imajı en büyük menfaattir. Ama bu imajı en iyi hale getirmek için yapılacak uygulamalar vatandaşlar için olmalıdır. Benim gözümde dünya üzerinde imajı en düzgün ülke yasalarını "bütün vatandaşları" için düzenleyen ve onlara istekleri gibi yaşama özgürlüğünü veren ülkedir. Eminim ki bunu sağlayan bir devlete herkesin saygısı olur, az ya da çok.

Ülkemizde birçok güzel iş yapılabilecekken, hatta var olan sınırlamaları zorlayarak yapılmaya uğraşılırken, neden işleri daha da zorlaştırmaya uğraşıyoruz. Ülkemizden başarılı olabilecek birçok yetenek çıkıyor. Özel kuruluşların düzenlediği sanat etkinlikleri dünya basınında ses getirebiliyor. Ülke adına zahmete giren ve ortaya şahane işler çıkarmak isteyen insanları desteklemek ve onlara her alanda destek olmak gerekmez mi?

İstanbul Film Festivali bitti, Uluslararası İşçi Filmleri Festivali bir haftadır sürüyor, ülkemize her sene birçok önemli sanatçıyı getiren One Love, Efes Pilsen Blues, İstanbul Caz Festivali ve daha birçok organizasyon ülkenin imajını üstlere taşıyor. Frankfurt Kitap Fuarı'nın "Konuk Ülkesi" olduk ve Londra Kitap Fuarı'nın da aynı şekilde "Konuk Ülkesi" seçilebiliriz ama gazetecilerimiz ve yazarlarımız rahat bırakılmıyorlar.

Ülkem hakkında bunları yazmak hiç hoşuma gitmiyor ama "suyun içindeki kurbağa" biziz orası kesin. Geleceğimiz daha parlak olur umarım.
______________________________________________________