radiohead etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
radiohead etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2013

Notaların Elektriği

Elektronik müzikle hep bir anlaşmazlığım oldu benim. Böyle soğuk, zevksiz ve gereksiz geliyordu bana. Lazer sesleri, amaçsız gıcırtılar, "fijü fijü" diye sesler... Sonradan farkettim, meğersem uzaktan bakınca öyle oluyorumuş, bir de perspektif hatasından... Bir klibe rastladım bakış açım fazlasıyla değişti sonra.

Beş yıl kadar önceydi sanırım. Evde geçen normal bir gün. Ağır metalciyim o zamanlar, başka hiçbir şey dinlemiyorum. Televizyonda Dream tv açık, çalıyor bir şeyler. O sırada The Prodigy diye birkaç herifin klibi oynamaya başladı. Firestarter. Oturdum izliyorum. "Ne yapmış bu adamlar? Bu zamana kadar neredeydiniz?" falan diyorum kendi kendime. Sonra günlerdir onları dinlediğimi biliyorum. Şarkının olduğu albümü The Fat of the Land çok şahane bir albümdür adeta. Firestarter'ın yanı sırada Breathe, Smack My Bitch Up, Fuel My Fire gibi kült şarkılar barındırır. Enfestir. Dinledikçe sevdim, halen de bayıla bayıla dinlerim.

İşte böyle bir aydınlanmadan sonra ne kadar sığ olduğumu farkettim. O zaman ki değişmez tarzıma da oldukça yakın olduğu için diğerlerinden ziyade Prodigy'i sevmem gayet normal tabi. Rock festivallerine headliner olabilen adamlar onlar, taviz de vermiyorlar.

Bende kendimi keşfettiğim yeni bir evreye girdim. Sevdiğim sevmediğim herkese baştan bir baktım, başka başka baktım. Radiohead'i süzgeçten geçirip dinlerdim, olduğu bağrıma bastım ve asıl cevherlerini keşfettim. Björk denizinde balık oldum. Bizim ağbilerden Portecho'yu sevdim, çok sevdim. Çok iyi dans müziği yapan gruplara rastladım sonra. LCD Soundsystem, Depeche Mode, Massive Attack, Röyskopp falan derken bir baktım, bu yıl en bayıldığım albümler ağır elektronik tabanlı oluvermiş. Metronomy, Django Django, alt-J ve tabi ki yılın en muazzam eseri Crystal Castles'dan III...

Böyle böyle derken aslında bir bakıma başkalaşım geçirmiş gibi oldum. Bakış açım bambaşka bir yerde şu anda. Ama itiraf edeyim Frank Ocean'a halen ısınamadım, sevemedim bir türlü. Bunun yanında Crystal Castles'ı dinlemeyen varsa, kalmasın. Net.

20 Temmuz 2011

Radiohead remiksleri doyumuzluğu



Nathan Fake’ in yaptığı Morning Mr. Mapgie ve Mark Pritchard’ın yaptığı Bloom remiksleri haftasonu çıkmış sanırım. Bu taze taze remiksleri satışa çıkardılar. Daha öncede Caribou tarafından Little by Little ve Jacques Green tarafından da Lotus Flower remikslenmişti.

Şu ana kadar Little by Little en iyisi gibi geldi bana. Yeni remiksleri sabırsızlıkla bekliyorum.

2 Temmuz 2011

Geri Sayım...

Bu yıl müzik açısından dolu geçen bir yılın yarısı geride kaldı. Foo Fighters, Arctic Monkeys ve Radiohead albümleriyle birlikte ülkemizi şenlendirecek şahane isimleri beklemeye başladık. Bon Jovi için 6, Judas Priest & Whitesnakes için ise 8 gün kaldı. Motörhead & Travis & Moby için ise 14 gün var.

Sabırsızlanmamak elde değil. James Hetfield bir defasında "Eğer Metallica'nın içinde iki tane 'head' varsa; bunlardan bir tanesi Motörhead'dir." demiş. Motörhead için zaten bekliyorduk ama bu röportajın bir kısmını okumak benim heyecanımı daha da artırdı. Iron Maiden'ı izleyemediğim için Motörhead ve Judas Priest & Whitesnakes konserlerini kaçırmayı hiç mi hiç istemiyorum.


Çadır için hazırlıkları yapmaya başlayacağım yavaş yavaş. "Kasap" Lemmy hepimizi doğrayacak! Herkese iyi festivaller.

22 Haziran 2011

Video: Radiohead - Staircase


The King of Limbs albümü çıktı ve çok sevdim. Albümün daha yeni kırkı çıkmışken yepyeni bir şarkı ve performans videosu geldi. Bu parçayı ilk defa duyuyoruz. Performansı ise Portishead'ten davulcu Clive Deamer ile birlikte sergileniyor. Şarkıyı beğenmemek elde değil. Uzun saçlı Thom ise oldukça ilginç geldi gözüme.

Oldukça üretken bir zamanda oldukları çok belli. Nisan'da internetten özel olarak bastıkları gazeteyi sipariş edenler için iki özel parça daha sunmuşlardı. Adları "Supercollider" ve "The Butcher" olan şarkılar daha sonra internete yayılmıştı. Geçen hafta yine bu iki şarkıyı Amerika ve Kanada'da kullanıma açtılar.

Bir de bu topraklarda izlesek, dinlesek; dinlesek, izlesek ve o tınıyla birlikte ruhumuzu teslim etsek...

21 Şubat 2011

The King of Limbs

Uzun zamandır kendimi bu kadar huzurlu hissetmedim sanırım. Böyle bir albüm sadece Radiohead'in elinden çıkabilirdi. Kendilerini çok özel kılıyorlar. Ama gerçekten onlarda çok özel bir şeyler var. Tam olarak ne olduğunu bilemiyorum. Olağanüstü gerçekten! Radiohead parçalarını arka arkaya dinlemek bütün dertlerinizin beyninizden uçmasına sebep olur. Bugüne kadar bunu başardılar ve ben asla piyasaya uygun hareket edeceklerini sanmıyorum.

In Rainbows'u tam anlamıyla huzurumuza sunmuşlardı, hiçbir karşılık beklemeden. İster download ederek, ister içinden geçeni ödeyerek edinilebiliyordu. Ama bu sefer öyle yapmadılar. Ama yine "download" etmemize izin verdiler. Sonuna kadar bu tadı yaşamak gerekiyor bana kalırsa.