zenne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zenne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2012

Bilinçaltı

Gecem, uykum ve sabahım aynen bu sırayla mahvoldu tabiri caiz ise. Çünkü bilinçaltı pis bir şey. Karşıma iğrenç rüyalar olarak çıkıyor her zaman. Bir değil, iki değil... Bir türlü rahat vermedi ki, şöyle güzelce uyuyayım, sabaha huzurla kalkayım.

Yaklaşık 2 haftadır yarın gireceğim sınava çalışıyorum. Bu hafta sadece dün evden çıktım. Yalnızlığıma da alışmışım, yemek yerken karşımda başka bir insan görünce kibar olmam gerektiğini hatırladım aniden ve toparlandım. Yoksa çok hoş olmayan şeyler yaşanabilirdi. 

Ama kafayı sınava nasıl taktıysam artık, ilkokulda ilk matematik sınavıma giriyormuşum gibi, sınav rüyama girdi. 

Aradan bir hafta geçmiş, sonuçlar açıklanmış. Bütün sınıf okuldayız. Sınıftan biri yanıma geldi -adını söylemek istemiyorum- ve aynen şu diyalog yaşanıyor aramızda:

+Tolga, sonuçlar açıklanmış gördün mü?
-Yoo, bakmadım daha, bakarım birazdan.
+Hmm, peki.
-Sen gördün mü? Nasıl peki senin ki?
+Beklediğimden iyi. 67 almışım.
-Aaa, çok güzel. Bende öyle bir şey alsam keşke, güzel olur.
+Yaa...
-Ne?
+Seninkine de baktım. 57 almışsın. Bütün sınıf geçmişiz, sen hariç.
-Hadi ya... Olsun... Napalım... 

Kaldımsa da böyle söylenmez ki, irkilerek uyandım birden. Saat sabah 5:00. Gözlerim acıyor zaten, açamıyorum. Uzun zamandır böyle hissettiğimi hatırlamıyorum. Ama asıl anlamadığım neden bu kadar büyüttüm? Olan uykuma oldu. Bu konuyu da fazla uzatmanın anlamı yok aslında, biraz daha çalışırım olur biter.

Asıl sapıklık, nefret suçudur...

O değilde, Zenne'yi o kadar zamandır bekledim bekledim, geçen cuma vizyona girdi ama hala izleyemedim. Haftasonu da olmayacak büyük ihtimalle, yani pazartesiye kaldı. Yorumları okudukça iştahım kabarıyor. "Sapıklık" diyende, "mutlaka git gör" diyende heyecanımı artırıyor. Zenne, bir kültürdür, çok eskilerden gelen bir kültür. Filmin gerçek bir hikayeden yola çıkıyor olması daha da etkileyici ve merak uyandırıcı kılıyor. İzledikten sonra söyleyeceğim çok fazla şey olacak, bundan eminim.

Bugün 19 Ocak. Bugünün başka bir manası var.
Sahi, 19 Ocak'ta ne olmuştu!

12 Ocak 2012

Plansız Tatil

Tatil başlangıçları güzeldir, kıymetlidir. Haftaların, ayların yorgunluğunu söküp atacağım, diye deli gibi sevinçle dolar insanın içi. Ama tatil ne kadar uzun olursa olsun, planlanan aktivitelere, buluşmalara hiç zaman yetmez. Ben genelde o tatile sığamam. Söz verip ekmek zorunda kaldığım çok insan olmuştur, malesef olacak da. Bunun nedenini çözemedim, sanırım bu sorunu yaşayan çok insan yokmuş. Bu bana tanrıdan bir hediyedir belki.

Benimde planlarım var tabi. Umarım bu sefer sıkıntısız atlatacağım bu tatili. Kendime hiç güvenmiyorum ama çabalayacağım. Bu şansın dönmesi lazım artık.

Bir de çok dengesiz oluyor. Bir tatilde kendime bolca iş yaratıp, sağda solda geziyorsam, diğerinde bol bol hatta her gün evde aylak aylak, malak gibi yatıyorum. Aslında her şeyden biraz lazım. Bir gün uzun uzadıya yatıp, ertesi gün bol bol gezmek lazım. Ama her zaman bu dengeyi sağlamak zor oluyor, dediğim gibi. Ama önümüzde ki günler ne gösterecek bilinmez. Zaten önümüzdeki hafta kafam kitaplardan kalkmayacak gibi gözüküyor. Bir sınav var ki, yakamdan tuttu beni uçuruma götürüyor. Ama derin değil uçurum, çok acıtmaz yani. Bir hafta var önümde içim dışım ingilizce olacak. Bir yere kadar keyifli ama çok geçmeden nefes almak güçleşiyor, boğmaya başlıyor. Yarın Zenne vizyona giriyor, biraz olsun ara veririm bu vesileyle.

Acaip merak ettim zaten. Altın Portakal'dan bu yana yat kalk Zenne'yi bekliyorum. Fragmanları heyecanımı artırmaktan başka bir işe yaramadı. Galada, ön gösterimde ve basın gösteriminden yorumlar okudukça daha da merak ediyorum. Yarın şöyle erken seanslardan birine girsem diyorum. Filmdeki ingilizce diyaloglarda listening olur, ne güzel. Hem cesur, hem de etkileyici... Çabucak geçse şu bir gün.

Dün de G-Mall'a gittim. Nar'ı izlemek için. Fırtınalı İstanbul havasında bu özveriyi gösterdiğim için kendimle gurur duyuyorum. Gittiğime hiç pişman değilim. Sonuna kadar değdi. Saati beklerken oradaki minyatür D&R'da vakit geçireyim dedim. Çağırdı herhalde, önümde birden Trainspotting'i gördüm. Sardım, sarmaladım, göğsüme bastım hemen! Söylemek her seferinde tuhaf geliyor ama, Porno'yu da bulurum umarım. Pek sanmıyorum ama, zaten hiçbir yerde de görmedim. Pandora'ya bakmadım ama henüz. Çok uzun zaman oldu oraya gitmeyeli. Havasını özledim. Kitapçı havası farklı oluyor, değişik kokuyor sahiden. Sayfaların kokuları havaya karışmış, sadece topuk ve yaprak sesleri duyarak belki bir şarkı mırıldanarak saatlerce kitaplarla bakışabildiğin, hatta açıp koklayabildiğin şahane yerler. Boş vaktim olsun, birini bekliyorsam örneğin, hemen bir kitapçıya atarım kendimi. Bana uygun kitap yoksa müzik vardır. Kimse edebiyat ve müziği birbirinden ayıramaz. Cesaret dahi edemez. İnsanlık suçu olur bu! Tabi tüm sanat dalları için geçerli bu, ki her zaman söylüyorum. Perdede ki görüntüleri izlerken fondaki müzik kilitler sizi her zaman, ama iyi seçilmeli yoksa görüntüleri bile silebilir zihninizden.

Dün Nar'ı izledim mesela. Soundtrack'ler o kadar muazzamdı ki ilk sahneden koltuğa kilitledi beni. Salonda sadece beş kişi olunca aramızda konuştuk, anlaştık ve filmi aralıksız izlemeye karar verdik. Bir buçuk saate yakın sürdü ve bittiğine üzüldüm. Sahiden üzüldüm. Çok başarılıydı. Ümit Ünal bütün filmlerini aynı tarzda yapıyormuş. Ben ilk defa izledim. Kendime biraz kızdım aslında bu yüzden. Çünkü özellikle ekşiciler onu Haneke ile kıyaslıyorlar. Haneke'den aşağı kalır yanı yoktu yani. Dört dörtlüktü. Son sahnesini izlerken hayranlıktan yüzümde oluşan o gülümsemeyi engelleyemedim. Çok sevdim. Cast başarının ilk adımı zaten ve şahane bir cast var filmde. Serra Yılmaz ilk görünüşünde bile ortalığı yıktı, İdil Fırat girince iyice koptum ben, tempo tavana çıktı. Bazı filmler vardır her şeye sahiptir, eksikliği yoktur ya da çok azdır. Geriye söyleyecek söz bırakmaz. Nar onlardan bir tanesi. Ama böyle bir filmin sadece iki güzide ilimizde vizyona girmesi ise bir ayıptır! Recep İvedik gibi zamazingolar aynı sinemada, aynı anda, iki salonda birden izlenir ama Nar kendine salon bulamaz! Bu mudur yani? Bari İzmir'e götürseydiniz. Bizim filmlerimizin, aslında neredeyse bütün güzel filmlerin kaderi bu. Mesela, Melankolia vizyona girecek yakında, kaç salonda kaç hafta vizyonda kalacak acaba?
Serzeniş olmadan olmaz ama, değil mi?