trainspotting etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trainspotting etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2012

Plansız Tatil

Tatil başlangıçları güzeldir, kıymetlidir. Haftaların, ayların yorgunluğunu söküp atacağım, diye deli gibi sevinçle dolar insanın içi. Ama tatil ne kadar uzun olursa olsun, planlanan aktivitelere, buluşmalara hiç zaman yetmez. Ben genelde o tatile sığamam. Söz verip ekmek zorunda kaldığım çok insan olmuştur, malesef olacak da. Bunun nedenini çözemedim, sanırım bu sorunu yaşayan çok insan yokmuş. Bu bana tanrıdan bir hediyedir belki.

Benimde planlarım var tabi. Umarım bu sefer sıkıntısız atlatacağım bu tatili. Kendime hiç güvenmiyorum ama çabalayacağım. Bu şansın dönmesi lazım artık.

Bir de çok dengesiz oluyor. Bir tatilde kendime bolca iş yaratıp, sağda solda geziyorsam, diğerinde bol bol hatta her gün evde aylak aylak, malak gibi yatıyorum. Aslında her şeyden biraz lazım. Bir gün uzun uzadıya yatıp, ertesi gün bol bol gezmek lazım. Ama her zaman bu dengeyi sağlamak zor oluyor, dediğim gibi. Ama önümüzde ki günler ne gösterecek bilinmez. Zaten önümüzdeki hafta kafam kitaplardan kalkmayacak gibi gözüküyor. Bir sınav var ki, yakamdan tuttu beni uçuruma götürüyor. Ama derin değil uçurum, çok acıtmaz yani. Bir hafta var önümde içim dışım ingilizce olacak. Bir yere kadar keyifli ama çok geçmeden nefes almak güçleşiyor, boğmaya başlıyor. Yarın Zenne vizyona giriyor, biraz olsun ara veririm bu vesileyle.

Acaip merak ettim zaten. Altın Portakal'dan bu yana yat kalk Zenne'yi bekliyorum. Fragmanları heyecanımı artırmaktan başka bir işe yaramadı. Galada, ön gösterimde ve basın gösteriminden yorumlar okudukça daha da merak ediyorum. Yarın şöyle erken seanslardan birine girsem diyorum. Filmdeki ingilizce diyaloglarda listening olur, ne güzel. Hem cesur, hem de etkileyici... Çabucak geçse şu bir gün.

Dün de G-Mall'a gittim. Nar'ı izlemek için. Fırtınalı İstanbul havasında bu özveriyi gösterdiğim için kendimle gurur duyuyorum. Gittiğime hiç pişman değilim. Sonuna kadar değdi. Saati beklerken oradaki minyatür D&R'da vakit geçireyim dedim. Çağırdı herhalde, önümde birden Trainspotting'i gördüm. Sardım, sarmaladım, göğsüme bastım hemen! Söylemek her seferinde tuhaf geliyor ama, Porno'yu da bulurum umarım. Pek sanmıyorum ama, zaten hiçbir yerde de görmedim. Pandora'ya bakmadım ama henüz. Çok uzun zaman oldu oraya gitmeyeli. Havasını özledim. Kitapçı havası farklı oluyor, değişik kokuyor sahiden. Sayfaların kokuları havaya karışmış, sadece topuk ve yaprak sesleri duyarak belki bir şarkı mırıldanarak saatlerce kitaplarla bakışabildiğin, hatta açıp koklayabildiğin şahane yerler. Boş vaktim olsun, birini bekliyorsam örneğin, hemen bir kitapçıya atarım kendimi. Bana uygun kitap yoksa müzik vardır. Kimse edebiyat ve müziği birbirinden ayıramaz. Cesaret dahi edemez. İnsanlık suçu olur bu! Tabi tüm sanat dalları için geçerli bu, ki her zaman söylüyorum. Perdede ki görüntüleri izlerken fondaki müzik kilitler sizi her zaman, ama iyi seçilmeli yoksa görüntüleri bile silebilir zihninizden.

Dün Nar'ı izledim mesela. Soundtrack'ler o kadar muazzamdı ki ilk sahneden koltuğa kilitledi beni. Salonda sadece beş kişi olunca aramızda konuştuk, anlaştık ve filmi aralıksız izlemeye karar verdik. Bir buçuk saate yakın sürdü ve bittiğine üzüldüm. Sahiden üzüldüm. Çok başarılıydı. Ümit Ünal bütün filmlerini aynı tarzda yapıyormuş. Ben ilk defa izledim. Kendime biraz kızdım aslında bu yüzden. Çünkü özellikle ekşiciler onu Haneke ile kıyaslıyorlar. Haneke'den aşağı kalır yanı yoktu yani. Dört dörtlüktü. Son sahnesini izlerken hayranlıktan yüzümde oluşan o gülümsemeyi engelleyemedim. Çok sevdim. Cast başarının ilk adımı zaten ve şahane bir cast var filmde. Serra Yılmaz ilk görünüşünde bile ortalığı yıktı, İdil Fırat girince iyice koptum ben, tempo tavana çıktı. Bazı filmler vardır her şeye sahiptir, eksikliği yoktur ya da çok azdır. Geriye söyleyecek söz bırakmaz. Nar onlardan bir tanesi. Ama böyle bir filmin sadece iki güzide ilimizde vizyona girmesi ise bir ayıptır! Recep İvedik gibi zamazingolar aynı sinemada, aynı anda, iki salonda birden izlenir ama Nar kendine salon bulamaz! Bu mudur yani? Bari İzmir'e götürseydiniz. Bizim filmlerimizin, aslında neredeyse bütün güzel filmlerin kaderi bu. Mesela, Melankolia vizyona girecek yakında, kaç salonda kaç hafta vizyonda kalacak acaba?
Serzeniş olmadan olmaz ama, değil mi?


18 Nisan 2011

Choose Life


Trainspotting - opening scene blackwaltzz

Choose life.

Choose a job.

Choose a career.

Choose a family.

Choose fucking a big television.

Choose washing machines, cars, compact disc players, and electrical tin openers.

Choose good health, low cholesterol.

Choose fix the mortgage debt

Choose your friens

Choose leisure wear and matching luggage.

Choose a three-piece suit on hire purchase in a range of fabrics.

Choose DIY and wondering who you are on a Sunday morning.

Choose sitting on that couch watching mind-numbing, spirit-crushing game shows, stuffing fucking junk food into your mouth.

Choose rotting away at the end of it all, in a miserable home, nothing more than an embarassment to the selfish fucking brats that you spawned to replace yourselves.

Choose your future.

Choose life.

I chose not to choose life.

I chose something else.

And the reason. I am no reason.
-------------------------------
Choose life.

Choose your future.

Choose life.

14 Nisan 2011

Trainspotting

Geçen hafta izlediğimden bu yana sahnelerini aklımdan çıkaramadığım film: Trainspotting. Bu zamana kadar izlemediğim için kendime kızıyorum. Aynı zamanda bu filmi bana kazandıran hocam Yelda Bahtiyar'a şükranlarımı sunarım efendim.

Beni tanıyanlar "A Clockwork Orange" olan hayranlığımı bilirler. Çarpıcı, vurucu, izleyeni oturduğu yere kilitleyen sahneleri beni çok etkilemiştir. Trainspotting'in bu noktada A Clockwork Orange'la çok benzer bir yanı var. Konusuna baktığınızda oldukça basit, her an her yerde görülebilecek insanlar filmin ana karakterleri. Eroin bağımlısı birkaç adam o kadar.
Ama film burada başlıyor işte. Onlar biraz toplumun soyutlanmış kısmı, kendileri böyle olsun
istiyorlar. "Toplum diye bir şey yoktu. Varsa bile işim olmazdı" İstedikleri pek fazla şey yok sadece kafayı bulmak ve düşünmemek. "Onun verdiği zevk hiçbir şeyde yoktur. En iyi orgazmınızı alın binle çarpın, bunun verdiği zevkin yanından bile geçemez."

Benzerlerinin aksine eroinden uzaklaştırıcı veya kötü taraflarını ön plana çıkaran bir düşünce yok, ama özendirdiğini de söyleyemem. Oldukça realist, ortada ne varsa o. Anlatmakta gerçekten
zorlanıyorum. Aslında bu iyi, çünkü izlemeden o tada ulaşamazsınız. İzlemeden bu dünyadan bir yerlere gitmeyin! Bitmek bilmeyen halüsinasyonlar, halının mezara dönüşmesi gibi çok yaratıcı fikirler... Çok değerli bir başyapıt demek yanlış olmaz asla, Avrupa sinemasının çığırlarından sayılabilir.

"Çevrenizde bir zavallı varsa, ahkam kesmek hiç zor değildir."