salvador dali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
salvador dali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2013

Bir Sürreal Deniz

Biri "Gala ile Akşam Yemeği" mi dedi? Daha güzeli var. Onun sineması var.

Sürrealizm bana göre akımların baştacı. Dadaizm'le birlikte. Üretkenliğin doruğa ulaştığı, uçsuz bucaksız bir hayal evreni. Her şeyin üstü, gerçeğin üstü. Dali bu konunun mimari üstadı, kabul. Zaten bunu reddedecek kimse yoktur. Olağanüstü çizimler ve yorumlar... Eşsiz! Fakat Dali resimde yakaladığını sinemaya da taşımak istemiş. Bu konuda da gidebileceği en şahane adrese gitmiş. Sinemanın gelmiş geçmiş en yetenekli yönetmenlerinden, Luis Bunuel'e. Beraber çalışarak bir kısa metraj ortaya çıkarmışlar. Faşist ve dominant Dali'nin üslubunun oldukça baskın olduğu "Bir Endülüs Köpeği" çıkmış ortaya. Doğrusu tam bir hayalkırıklığı olmuş.

20'lerin sonunda atılmışlar bu maceraya. Kısaca olmamış, yürümemiş. Dali'nin tuvalinden, fırçasından saçılan yetenek saniyede 24 "tuvale" yetememiş. Kulvar dışı kalmış biraz. Aslına bakılırsa Bunuel'in de sürreal dili oldukça etkileyici. Onun başarısı ve yeteneği, bana kalırsa, burada yatıyor. Diğerlerinden ayrılığı nokta bu. Bazıları gerçekliği daha gerçek kılarken, bazıları da "kendi gerçekliğini" gerçeğin önüne koyuyor işte.

Geçenlerde karşıma bir kısa film çıktı: Food. 93'te üçleme olarak çekilmiş bir kısa metraj serisi. Kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeği; toplamda üç bölüm. Çek yönetmen Jan Svankmajer'ın çalışması. Svankmajer aslında benim aradığım ama bir türlü bulamadığım bir yönetmendi, bu yüzden atladım hemen üstüne. Şöyle ki, beş sene kadar önce bir Faust uyarlaması izlemiştim. Henüz daha okumamıştım o zaman, zaten o uyarlama üstüne okumaya karar verdim. Svankmayer'in bu yorumu halen izlediğim en etkileyici ve yaratıcı olanı. Goethe kadar etkileyici. En son 2011'de festivalde Aleksandr Sokurov'ın yorumunu görmüştüm. O daha farklı bir alanda seyrediyordu. Gerçek sokaklar, ete kemiğe bürünmüş Lucifer, somut aldatmacalar... Fakat Svankmajer'in filmde kullandığı tiyatral ve suni hava, bence, hikayeye daha çok uyuyor. Lesson Faust, sürreal denizde bir balık.

Svankmajer'in stopmotion ile çektiği kısası Food... Önce şunu diyeyim, bence böylesi sürreal hikayelere en çok stopmotion yakışıyor. O avagard havayı en iyi o veriyor. Belki de yönetmenlerin bu tür hikayelerde bu tekniği kallanmaları bu sebeptendir.

İnsan doğasıyla, modern toplumun güzel bir özeleştirisi aslında. Özeleştiri çünkü bu toplumun bir parçası, ne kadar istese de istemese de...

11 Şubat 2012

Deli Dahi Dali

Söz Dali'den açılınca konuşmaya başlamadan önce durup bir kere düşünmek yetmiyor, en az üç veya dört defa düşüneceksin. Zaten Dali hakkında konuşurken ya da yazarken yeterli olmak mümkün değil de, çok yetersiz olmamak için düşündükçe düşünmek gerekiyor. Çok acaip bir adam, hem de çok...

9 Mayıs 2011

Sanat Eseri

Bahsetmek istediğim "Modern Sanat" kavramı biraz. Çok sıkmadan bir kaç cümle yazmak istiyorum. Geçen gün aklıma takıldı çünkü. Artık albüm kapaklarında dahi çok sanatsal, en azından uğraşıldığı belli olan çalışmalar var. Hala bol dekolteli fotoğrafını çekip kapak yapanda var ama onları olduğu rafları hızlıca geçmeyi tercih ediyorum.

Neyse, modern sanat oldukça çılgın olabiliyor. Demek istediğim "artık beni şaşırtamazlar" cümlesini kuramıyorsunuz, çünkü şaşırtıyorlar. Resimde, heykelde veya perde arkasından erotik gösteriyle... Hatırlıyorum Spencer Tunick'in yüzlerce çıplak kişiyi bir araya toplayarak çektiği fotoğraflar çok konuşulmuştu. Sınırları çok fazla zorlamıştı, özellikle İsrail'de çektiği fotoğraflarıyla. Biz toplum olarak alışık değiliz böyle olaylara, iç çamaşırı reklamına boya atan insanlarımız var sonuçta. Fakat İstanbul'un en sanatsal sergilerinden "Contemporary Art" sergisi modern sanat konusunda ülkemizde kilometre taşı, bu tartışılmaz. Bir de siyah perde arkasında yapılan "erotik şov" vardı ama aynı sergide olduğundan emin değilim. Bunu yapan sanatçı:"insanların mahremlerine sızmak istedim" demişti. Alışılmadık bir yöntem tabi ve çok tepki çekmişti, her zamanda çeker zaten. Biz yatak odası kapısı kapalı evlerde büyüdük sonuçta, gelen misafir içeriyi görmesin diye pantolonlar asılıydı kapıların arkasında.

Modern sanat ürünü heykeller, beni hep daha çok etkilemiştir. Gördüğüm her heykel bambaşka
şekilde düşündürüyor. Bazen ağzımı açık bırakıyorlar. Gerçi bu topraklarda bu "ucube"lere gerek olmaz, yer verilmez. Çoğu insana mantıksız ve zaman kaybıymış gibi geliyor sanırım ve ben buna anlam veremiyorum. Bir esere bakıldığında, hangi sanat dalında olursa olsun, insanda bir fikir, bir duygu oluşmaz mı?! Sorsanız oluşmaz, ama nedense heykellere karşı bir ön yargı ve sanıyorum bir korku var toplumda. Resme ve fotoğrafa olan "şeytan işi" anlayışıyla paralel sanırım. Modern sanat her ne kadar doğrudan anlaşılamayacak kadar karmaşıksa,
bu düşünce de o kadar basit ve zavallıca bana kalırsa.

Sanat diyorsak Dali'den, Picasso'dan bahsetmezsek olmaz. "Guernica" ve "La persistencia de la memoria" olabilecek en şahane eserlerdir. Başlı başına birer hikayedir ikisi de. Belki de modern sanatın son raddesi sayılabilir. Dümdüz, bodoslama bakarsanız Flash tv programlarından daha mantıksız görünür, ama biraz derine inip imgeleri yakaladığınızda gözlerinizi ayıramayacağız şahane eserlere dönüşürler. Tıpkı düşünen bir insan gibi.