james franco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
james franco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Eylül 2011

Bu bir içses...

Bir film izledim. Gerçek bir hikayenin kurgusuydu, tıpkı Ed Wood ve 127 Hours gibi. Filmde Sean Penn başroldeydi ve James Franco henüz çok daha gençti. Bir başkaldırının ve hakkını arayan insanların öyküsüydü.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin ilk kuralı: "Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar; herhangi bir ayrım gözetilmeksizin, bu bildirgede belirtilen bütün hak ve özgürlüklere sahiptir." Bütün devletler bu bildirgenin altına imza atmıştır. Fakat her devlet gibi yine iki yüzlü tavırlar ve bazı politikacıların kendilerini "tek söz sahibi" sanmaları yüzünden çoğu insanın tepesine demokrasinin demir yumruğu indi. Para ve güç aşkı her insanı etkiler...

Bu politikacılar, insanların iç dünyalarını düzene sokmak ve hayatta bir amaç edinmek için inandıkları değerlerini sürekli kışkırtarak kendi fikirlerine ve çıkarlarına çekmeye çalıştılar. Bunu halen yapıyorlar. En iyi oyuncuların ve yalancıların politikacılar olduğu söylenir, fakat bazen o kadar yüzsüzleşebiliyorlar ki, insanlara doğrudan hakaret edebiliyorlar. Sebep? Özgür iradelerini kullanarak hayatlarına istedikleri şekilde yön verdikleri için. O insanlar kendi istekleri doğrultusunda karar verdikleri için, politikacıların çıkarları doğrultusunda değil, uzun kavgalar vermişler.

İşte takıldığım nokta burası. Ben, sadece görünce rahatsız olduğum için, bir başkasına müdahele edemem, etmemeliyim. Ben ne isem, o da aynısı. Herbirimizin rahatsızlık duyduğu, istemedi ve hatta görünce iğrendiği bir çok kriter var ama sırf istemiyoruz, sevmiyoruz diye onları dünyadan silemeyiz. Her koyun kendi bacağından asılır. Karşımdaki insan bir karar almışsa eğer; ben sadece fikrimi söylerim, belki biraz ısrar ederim. Ama silah zoruyla onu vazgeçiremem. Bu tacizdir.
Kimsenin böyle bir hakkı yok. Fakat her geçen gün bu tacizlerin artması, insanların iradelerine saygı duyulmaması olağan ve normal. Böyle olmak zorunda mı? İnsanlara, düşüncelerine, fikirlerine ve kararlarına saygı duymak gerekir. Bugün ben saygı göstermezsem yarın ben ayaklar altına alınırım. Bir fikre saygı duymak da o fikri kabul etmek veya destek vermek demek değildir, asla. Bu iki kavram birbirlerinden çok farklı. Kısacası, eğer farklı fikirlere ve insanlara saygı göstermeyi öğrenmezsek elimizdeki teknolojinin, zekanın, imkanların ve de saygınlığın; hatta kendimizin bir anlamı kalmaz.

Ben böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum!

28 Şubat 2011

2807. Heykelcik de Sahibinde

Oscarlar dağıtıldı. Ben dün gece, geçen günlerde bahsettiğim, Hollywood'un o şaşaalı, bol efektli, yeşil ekran önünde çekilen filmlerinin -en azından bu sene için- çok göz önünde olmadığını görünce gerçekten sevindim ama öte yandan tahminlerimin neredeyse yarısının yanlış çıkması içimi burktu sayılır. Ama çok da önemli değil.

Dün gece ile birlikte dağıtılan Oscar heykelciği sayısı 2807 olmuş. Bu kadar prestiji hak ediyor. Önelikle Kodak Tiyatro muazzam görünüyordu. Bayıldım adeta! Her seferinde bu konuda büyülüyorlar. Ben beş tane balkon saydım. Bizim bu kadar büyük tiyatromuz neden yok, varsa bile neden az sayıda bizlerin haberi yok? Bu sorunun cevabını merak ediyorum Bunun dışında bir çok ilginç ayrıntı var dün gece ile ilgili. Benim en çok beğendiklerim ise James Franco-Anne Hatteway ikilisi ve Kirk Dougles'ın sunumuydu. Dougles hem sahneyi, hem ödülü hem de ödülü alması için çağırdığı Melissa Leo'yu bırakmak istemedi. Sahneden beraber ayrıldılar ve sahne arkasında ki kameradan Loe'yu nasıl kavradığını çok net gördüm. Töreni açmak için harika bir video hazırlamışlar. Sunucular neredeyse ön planda ki bütün filmlere konuk oluyorlardı. Bir de araya "Back to the Future" katmışlar ki, bana kalırsa harikaydı. Anne Hatteway çok güzel bir şarkı söyledi bizlere ve sürekli hareket halindeydi. Hem işin önemi bilen hem de eğlendiren hoş bir sunumu vardı. Franco'da yapabilecekleri iyice zorlamış ve en acaip fikri seçmiş. Hatteway şarkısını söylerken smokin giyiyordu. Sahnede iki smokinli olamayacağından Franko'ya da elbise giyip makyaj yapmak kalmış.

Alice in Wonderland ve Inception'ın aday oldukları dallarda ödül almalarına sevindim doğrusu. "Alice in Wonderland" aday olduğu üç daldan ikisinde ödül aldı, "En İyi Efekt"i Inception'a kaptırdı. Favori yönetmenlerimden ikisi Burton ve Nolan bu ödülü hak etmişlerdi. Hangi yapımla olursa olsun. Fakat "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu" açıklanırken, Helena Bonham Carter'ın yüzünde ki isteksiz ifadeyi hiç anlayamadım. Bu zamana kadar başardığı işlerle çoktan bir heykelciği hak etti bana sorarsanız. Tabii Helena Bonham altın heykeli almasa da çok değerli bir oyuncu ama alması da hiç fena olmaz.

Ödül almasını umduklarından bir kaçı malesef eli boş döndü. Helena Bonham, Melissa Leo'ya kaptırdı. Tom Hooper aklımın ucundan bile geçmezken "En İyi Yönetmen" oldu. Ama en çok "Biutiful"un hiçbir ödül alamadan dönmesi beni şaşırttı. Javier Bardem ödülü sunarken çok keyifliydi ama gece sonunda kederden içmeye gitmiş olabilir. Ne filmi ne de kendisi ödül alabildi.

Bir de yayın ara verdiğinde ekranda Yekta Kopan ve konukları vardı. O birkaç dakikada çok doğru ve hoş sohbet ettiler. Zaten bu töreni sunmak başka kimseye yakışmazdı.


-------------------

Bugün Kelebek'te inanılmaz bir haber gördüm. İçim gitti resmen.
Önceki gece düzenlenen 26. Spirit Ödülleri Töreni'nde oyuncu Paul Rudd, "En İyi Senaryo" ödülünün adaylarını açıklamak için Eva Mendes ile sahneye çıkıyor. Sonra bir bakıyorsunuz Rudd'un eli Eva'nın göğsünde. Sonrası daha ilginç. Bir başka avuç Rudd'un "fermuar" hizasında!
Haberi okuyunca Paul Ruud olmak istedim...















İŞTE OSCAR KAZANANLAR:

En İyi Film: The King's Speech

En İyi Yönetmen: Tom Hooper (The King's Speech)

En İyi Erkek Oyuncu: Colin Firth "The King's Speech''

En İyi Kadın Oyuncu: Natalie Portman "Black Swan"

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christian Bale (The Fighter)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Melissa Leo (The Fighter)

En İyi Yabancı Film: In a Better World / Susanne Bier / Danimarka

En İyi Uyarlama Senaryo: The Social Network, Aaron Sorkin

En İyi Orijinal Senaryo: The King's Speech: David Seidler

En İyi Görüntü Yönetimi: Inception - Wally Pfister

En İyi Sanat Yönetmeni: Alice in Wonderland - Robert Stromberg, Karen O'Hara

En İyi Animasyon: Toy Story 3

En İyi Animasyon (Kısa Metraj): The Lost Thing

En İyi Müzik: The Social Network, Trent Reznor ve Atticus Ross

En İyi Şarkı: Randy Newman, If I Rise - 127 Hours

En İyi Görsel Efekt: Inception, Paul Franklin, Chris Corbould, Andrew Lockley ve Peter Bebb

En İyi Kurgu: The Social Network Angus Wall ve Kirk Baxter

En İyi Ses Miksajı: Inception, Lora Hirschberg, Gary A. Rizzo ve Ed Novick

En İyi Ses Montajı: Inception, Richard King

En İyi Makyaj: The Wolfman, Rick Baker ve Dave Elsey

En İyi Kostüm: Alice in Wonderland, Colleen Atwood

21 Şubat 2011

83. Akademi Ödülleri

Bütün dünyada Hollywood filmleri izleniyor. Büyük salonlarda "tamamen" özel efektlerle süslenmiş, artık tamamen klişeleşmiş, kavga ve çatışma sahneleri...
Ne yazık ki Avrupa sinemasının biraz "yerel" kalması sinema salonlarına başka tercih bırakmıyor. Prodüksiyona harcanan paradan ziyade izleyiciye gerçek bir film izlettirme çabası, castının kaliteli isimler bulundurması, oyuncu ve senaryo ağırlıklı filmler yapılmak istenmesi Avrupa sinemasını Hollywood'un arkasına atıyor. Avrupa sineması daha ziyade "Festival filmleri" kategorisine girdi.
Harika pazarlanan projeler, harcanan -bazen hayal edilemeyecek kadar fazla- para... Sinema ucuz bir iş haline gelmek üzere neredeyse. Özel efektler tabii ki filmlere harika hava katabiliyor. Benim en çok hayran olduğum yönetmenlerden birisi Tim Burton'dur. Onun masalsı anlatımı çok hoşuma gider. Ama bütün bir filmi de "yeşil duvar" önünde çekemezsiniz! Bu gidişle ilerde "sanat filmi" seyredemez olmaktan korkuyorum açıkcası.

Fakat bu seneki Oscar adayları arasında "film gibi filmler" var diyebiliriz sanırım. Benim favorim çoğu kişi gibi "The King's Speech". Fakat "The Fighters", "127 Hours", "Black Swan" gibi kaliteli olduğunu düşündüğüm filmlerde var. Amerika çıkışlı filmler kadar ses getiren "Biutiful"u da aynı şekilde izlemek için sabırsızlanıyorum. Bana kalırsa "En İyi Yabancı Film Ödülü" bu filme gidecek. Cumhurbaşkanımızın da izlediği "The King's Speech"i tam olarak izleyemedim ama ödül töreninden önce kesinlikle izleyeceğim. Ödülü kazanacağını düşündüğüm veya kazanmasını istediğim her dalda bir adayım var. Sırayla gidersek; "En İyi Film" içimden "Inception" olsun diyorum ama "Black Swan"da Natalie Portman ödülü kazandırır diyede düşünmüyor değilim. "En İyi Yönetmen" deyince Fincher ve Russell ağır basıyor ama Coen kardeşlerde alabilirler. "En İyi Yardımcı Erkek" kesinlikle Cristian Bale, "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü Javier Bardem alır diye düşünüyorum. "En İyi Kadın Oyuncu" Natalie Portman olmalı kesinlikle, "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu" Helena Bonhem Carter...

Geçtiğimiz sene bana kalırsa Akademi üyeleri taraflı davrandılar. Tarantino'nun "başyapıtım" dediği ve tabuları yıkan sarsıcı hikayesi "Inglourious Basterds" sadece tek bir ödül alabilmişti. O da filme verilmedi zaten, Christoph Waltz oyunculuğuyla ödülünü aldı. Johnny Depp'in, Brad Pitt'in hiç ödülü olmaması ve Angelina Jolie'nin sadece 2 adaylık ve 1 ödülünün olması şaşırtıcı. Bazı konularda ön yargılı olduklarını düşünüyorum.

Bu sene töreni adaylığı olmayan Anne Hathaway ve James Franco sunacak. Fragmanlardan ödül töreninin çok neşeli ve kahkahayla geçeceğini anlayabiliyorum. Bakalım kazananlar kimler olacak.
------------------
Cnbc-e dergi bu ay ki sayısında "Oscar İzleme Rehberi" hediye etti. İçinde şahane bilgiler var. Walt Disney'in 12 büyük yıldızın toplam ödülü kadar ödül aldığını yazıyor. İnsanın inanası gelmiyo gerçekten.