Leonard cohen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Leonard cohen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2015

Memories on the Wall #7 - Leonard Cohen's Women // RadyoVesaire


Playlist:
  1. Ray Charles - Ol Man River
  2. Frankie Laine - Jezebel
  3. Leonard Cohen - First We Take Manhattan
  4. Leonard Cohen - So Long, Marienne
  5. Bob Dylan & Allen Gingberg - Vomit Express
  6. Leonard Cohen - Famous Blue Raincoat
  7. B.B. King & Katie Webster - Since I Met You Baby
  8. Leonard Cohen - Closing Time 

13 Ocak 2013

[Video] Nina Simone - Suzanne (Roma, 1969)

Cohen'i dünya gözüyle izledim. Çok az şey beni onun kadar mutlu edebilir. Bu şarkıyı onun derin kadife sesinden dinledim, parmak uçlarımın uyuştuğunu farkedene kadar...

Ama bu kadın... Müziğin canlı hali... Dinlerken, bir an için, ne dinlediğimi unuttum ve bakmak zorunda hissettim. Çünkü onun sesinde, onun cazında, onun soulunda şarkı bambaşka yerlere taşınmış. Ne muazzam!

21 Eylül 2012

Sana Bir Tepeden Baktım Cohen


Yaşayan en büyük insan belki de ama nezaketiyle, duruşuyla, tevazusuyla, içtenliği ve zerafetiyle çok büyük bir insan olduğu aşikar. Sahnede hem devleşen hem de bizden biri olmayı başaran olağanüstü bir insan. Bizlere sunduğu üç buçuk saatlik resitaliyle büyülü bir gece yaşadık.

Erkenden yola koyuldum ki geç kalmayayım. Konserin başlamasına kadar Cohen'in kaç yaşında olduğunun tartışıldığı sohbetlere kulak verdim. 60 ile 85 arasında değişiyordu tahminler. Bugün onun doğum günü, bir yaş daha yaşlandı koca adam.

Kapılar açıldı, koltuğuma oturdum. "Tepeden" seyredecektim. Gerçek anlamda bir tepe ama sahneyi ve sahnedekiler seçmek hiç zor değildi. Sahnenin arkaplanında Cohen'in kaçık zihninden çıktığını tahmin ettiğim sürreal bir çalışma vardı. "I'm Your Man" tişörtüm ve ben hazır ve nazırdık. Ne var ki konserin başlamasına 10 dakika kaldığı anons edilmesine rağmen salonda çok fazla boşluk vardı. Konser sırasında doldu boşluklar. Cohen sahneye alkış tufanı arasında çıktı. Konser "Dance Me to the End of Love" için gelenler için ilk dakikadan bitti.

Cohen'i ne kadar bilsem de, tanısam da, bir kez daha hayranı oldum. Açık Hava konserini kaçırmıştım, ilk defa karşı karşıyaydık. Benim için muazzam bir tecrübeydi. "Bu gece size sahip olduğumuz her şeyi vereceğiz." diye başlattı harika anları. Cohen, her turnesinde müziğine ince ayarlar çeker. Bu defaişin içine kattığı keman ve mızıka olmuş. Özellikle kemancısının inanılmaz bir yeteneği var. İsmini tam hatırlayamıyorum ama. Javier Mas'ın "Who by Fire" öncesi sergilediği dakikalarca süren muazzam solo performansı uçurdu bizi...

Üstadın bir çok klasiği var ama "The Gypsy's Wife" tam olarak hak ettiğini alamamış bir şahaser gözümde. Hemen ardından "The Partisan" çalınınca daha da muazzam oluyor her şey.

Cohen arkasına aldığı müzisyenleri çok güzel seçiyor. Ama onun sırrı daha derin, müzisyenlerine saygı duyuyor hatta hayranlık besliyor bile diyebilirim. Bu şahane bir meziyet. Önlerinde diz çökmekten hiç çekinmiyor. Beraber çalıyorsun ama sonuçta onlar senin ardında çalmak için orada bulunuyorlar. Bunun dışında ilk seti tamamlarken sahneyi hazırlayanlardan sesçilere, tonmaisterdan arkaplanda kalan herkesi alkışlattı.

Sharon Robinson için şunu demek istiyorum, eğer solo bir proje yapacak olursa yepyeni bir Whitney Houston olur, bence çok net. Webb Sisters'ın performansı da takdire şayandı.

Sevgili seyircilerimizde pek şahaneydi. Hemen yanımda oturan abi sık sık güzellik uykusuna yattı. Önümde ki ablanın da instagram'ına ve twitter hesabına baya hakim oldum konser boyunca. Sürekli dolaşanlar, popcorn yiyenler, telefonla konuşanlar... Say say bitmez. En sonda ki "kalabalığa kalmadan çıkalım" muhabbetini de baya abarttılar bu sefer. Tabi hakklarını da yemeyeyim, üst taraflarda fan oldukları belli olan bir grup vardı, hiçbir şeyi kaçırmadılar. Onlar da olmasaydı...

Sahnede yaşayan en büyük müzisyenlerden biri, onu izlemeye gelmiş 9 bini aşkın müziksever ve rüya gibi üç saat... Her sene gelsin, bu deneyimi her sene yaşamak bir lütuftur. Seni seviyoruz Cohen...

27 Ağustos 2012

Aylardan bir Eylül...

Ne kaldı ki şunun şurasında sonbaharın ürpertici rüzgarının esmesine, güneşin içindeki serinliği hissetmemize, salaş salaş giyinmemize, sararıp dökülmüş yaprakların romantizmini yaşamamıza... Çok kalmadı neyse ki...

Yazın bitmesine hiç mi hiç üzülmüyorum. Bir tane sonbahar beş tane yazdan güzeldir bence. Bu seneki tatilim de yazla kısıtlanmadığı için iyice bezdim yazdan. Hep söylüyorum, benim için yazlar fani, sonbahar kış bakidir.

Eski tempoma kavuşacak olmak da sevindiriyor bir yandan. Uzun mu uzun tatilimin bittiğini de seviniyorum ucundan. Hemen her şeye vakit ayırabildim, her şeye. Huzurluyum. Hala yapmak istediklerim var tabi. Mesela, Cervantes Enstitüsüne neden yazılmadım ki, diye kendime hala soruyorum. Araya sıkıştırırım artık bir zaman.

Eylül'de de çok güzel insanlar geliyor çirkin İstanbul'umuza. Kendileri için hazırım.Sakin geçirdiğim koca bir aydan sonra çok iyi gelecek. İki hafta sonra Stevie Wonder ağbimizi izleyeceğim. Santralistanbul'un talan edilmesiyle küçükçiftlik'e kaldık kala kala. Koca şehirde açıkhava konseri için başka mekan bırakmadılar zaten. Sonra ki haftada 2009'da ki iki konserini birden kaçırdığım için kendime madalya takılmasını önerdiğim, bence dünyada yaşayan en büyük ozan Leonard Cohen var. Bilet fiyatları her ne kadar pahalı olsa da yerim hazır. Ülker Arena'yı tanıdığım için rahat edeceğimi düşünüyorum. Etmezsem de önlere doğru slalom yapmak suretiyle kayabilirim. Zaten bu yaz Cohen ile içli dışlı olduk. Quebec'e gittik, Ottawa'yı gezdik, Kateri'yi tanıdım ve aşklarına şahit oldum, Edith'i hayal ettim, F. ile empati kurmayı denedim... Cohen gibi düşünmeye çabaladım... Eşsiz nefesini hissedince, buruşuk tenini görünce, o bütün salonu tek bedende birleştirdiğinde arş'a yükseleceğim ama sert düşmeyeceğimi biliyorum. Daha ben onu sindiremeden Beirut gelecek bir de, ama yine küçükçifltik'e. Bir türlü sevemedim orayı ben. Her defasında yine söylüyorum, bence kötü bir konser mekanı orası. Ama şu sıralar konserlere özel değişik düzenler kuruyorlar. Belki bu lafımı yedirirler bana...

Bu yaz can attığım güzel konserleri de kaçırdım hep. Charlotte Gainsbourg ve Feist'i belki çok daha güzel atmosferlerde izleme imkanı bulurum ama Tom Jones avuçlarım arasından kayıp gitti. Biletlere para yetiştirmek imkansız çünkü. Birini elde ederken diğerini kaçırıyorum, ister istemez. Bir de biletix'in rezaletleriyle uğraşıyoruz. Öyle ya da böyle bu yaz da bitti, bitiyor.

Bundan sonra her yaz, bir ayağımı festivallere atmak ve bir daha hiç çekmemek istiyorum. Bu yıldan başlayarak, bütün yıl boyunca bunun için çalışacağım neredeyse...

18 Nisan 2011