latin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
latin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2012

Hayat devam ediyor

Bu aralar en çok bir yazıya başlarken kasılıyorum. Belki de yazacak sabit bir konum olmadığı için kasılıyorum. Bazen hafif bir titreme alıyor beni, irkiliyorum. Tuhaf hissettiriyor bu durum. Ama yazmayı da özledim. En azından iki satır karalarım.

Başımın üstünde tekrar latin rüzgarı esmeye başladı. İlk dersimizi geçen hafta aldık. Kendimi dansçı gibi hissetmeye başladım artık. Tabi aynalı odada olsaydık ve kendimi izleseydim hiç böyle düşünmeyecektim. Görüntünün hiç de estetik olmadığından eminim. Yine de çok keyifli geçiyor. Eğitmenlerimiz değişti. Geçen kurdan pek fazla kişi yok, yani herkes temelde yeni tanışıyor. O yüzden devam ettikçe daha da eğleneceğiz. Şen şakrak, güle güle dans ediyoruz. Geçen kurdan bu yana iki aydan fazla zaman oldu. Bende, tescilli bir tembel olarak, hiç pratik yapmadım tabi. Pratik yapmayınca ne olur? Adımları unutursun. Bende çoktan unuttuğumu düşünüyordum, ta ki müziği duyana kadar. Tabi biraz komplike figürler olunca unuttuğum belli oluyor. Çünkü tam orta yerinde duruyorum ya da çok ters bir adım atıyorum. Ama buna rağmen hala pratik yapmıyorum. İlerde bir gün yaparım belki. İki saatin sonunda ne kadar yorulduğumu unutmuştum, onu iyi hatırladım.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımdan teklif geldi. Evet, ciddi ciddi teklif geldi. Okullarında bir sinema dergisi hazırlamak istiyorlarmış ama yazar eksikleri varmış. Bana söylediğinde önce şaşırdım ama çok memnun oldum. Sinema hakkında ki fikirlerimi hep kişisel düşünürdüm ben. Haftasonu ekibin kalanıyla tanıştık ve konuları paylaştık. İşin içine dahil olduğum için çok memnun oldum. Yazıyı da bir iki haftaya hazırlamayı istiyorum.

İstanbul'umun güzel film festivalini programı da açıklandı. Filmleri zar zor seçebildim ve elediğime üzüldüm yığınla film var hala. Saat ve mekan sorunları yüzünden.

8 filmlik bir liste yaptım ve onları iki haftaya yayan programımı da hazırladım. Hepsini de sabırsızlıkla bekliyorum. Geçen yılın acısını da çok az da çıkarırım belki. Enstantane gelişen her boşluğumda bir filme daha bilet alacağım.


4 Kasım 2011

Ne desem bilemedim

Hayatımı renklendirmek için bir takım faaliyetler yapmak istiyorum. Yorucu morucu, kaç kere geleceğim ki dünyaya? İlk günden bir heyecan başlar, "acaba gelenler ne kadar ne biliyor" diye düşünürsün, uzun süre beceremezsem... Sonra güzel güzel gidilir, insanlarla tanışılır, keyifli keyifli, ne yapılacaksa artık, öğrenmeye başlanır. Her hafta gidersin, öğrenirsin, öğrenirsin; en sonunda adam akıllı bilir duruma gelirsin. Fakat zamanla, en başında seni heyecanlandıran o çok istediğin şey sıradan, özel olmayan günlük bir faaliyet olur.



5 hafta falan oldu herhalde, latin latin dans etmeye çalışıyorum. Her hafta eğlene eğlene. Yoruyor belki ama, eğleniyorum ve istediğim bir şeyi yapıyorum, ne önemi var! Tabi henüz doğru düzgün yapamıyorum, ama hala umudum var. Bir an düşündüm; 3-4 ay sonra bu benim için sıradanlaşacak, bu kadar heyecan yaratmayacak. Bir an kederlendim. Acaba düşünsem daha neler bulurum. Bir heves başlayıp sonra bıktığım, hatta beceremeden bıktığım ve bıraktığım kim bilir kaç örnek vardır şu kısa hayatımda. Ne desem bilemedim kendime. Daha sonrasında da bunu telafi etmek için daha farklı işlere göz dikerim.

Misal, pazar günü. Çoğu insanın cesaret etmek istemeyeceğini düşündüğüm, çok ilginç bir şey yaptık. Ramen diye bir şey var. Tam bir "şey" yani, kesinlikle budur ya da şudur diyemedim ben. Ben deniz ürünlü ramen yedim. Tarif edersem; içinde ahtapot ve karides olan bol soğanlı makarna çorbası. Chopstick tutmak ayrı dert, yemeği bitirmek ayrı dert. Kase irisinde getirdiler zaten, ye ye bitmiyor. En sonunda yemeye çabalamaktan yoruldum ve bıraktım. Soğuyunca daha bir kokmaya başladı ve iştah falan bırakmadı zaten. Zor zamanlardı. Pişman değilim ama yine gitsem başka bir yemek sipariş edeceğimden eminim. Üstüne "ballı muzlu tatlı" sipariş ettim. Belki de yediğim en lezzetli tatlılardan bir tanesi! Enfes! Aslında bakınca evde anneler tarafından yapılabilir sanıyorum, basit bir hali vardı. 

Olursa bayramın son günlerinde, en geç hafta bitmeden, antrepo antrepo gezeceğim. İkinci ziyaretim olacak, keza ilk seferde bir antrepoyu dahi bitirememiştim, yarım kalmıştı.

Arkadaşlar önemlidir, hele ki yakın olanı...

Benim için bir insanın sahip olabileceği ve en değer vermesi gerekenler; ailesi ve arkadaşları olmalıdır. Hele ki yakın arkadaşlar. Orada bir dururum. Bir insana yakın isen, bunun hakkını vermelisin. Hatta sevgilinden daha öne koymalısın. İyi arkadaş her daim bakidir. Ama sen zaten onu çantada keklik görüp, düşüncesizce ve dangalakça davranırsan ne olur? Bir daha suratına bakmaz. Niye bakmıyorsun, diye soramazsın da. Gecenin 02.00'sinde arayıp telefon şakası yapmaya kalkarsan ve ardından gülüp "hemen de inandın yaa" diye gülersen, olmaz! Ama insan yaşadıkça öğreniyor tabi, herkesten yakın arkadaş olmaz! Böylesi sen uçurumdayken "üstüm kirlenir" der ve seni orada toza toprağa bulaşmamak için ölüme terk eder. Yakın arkadaşı seçmek gerekir.

Neyse, sinirlendim yine yazarken. Bayrama sinirli kızgın girilmez! İyi bayramlar...