aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2011

Liseli

Hayat insanları birbirinden uzaklaştırır, derler. Tam olarak böyle olmasa da, bunu kasteden bir söz vardır mutlaka. Zaman geçtikçe farklı yerlere sürüklenirsin ve eski dostlarından, arkadaşlarından uzaklaşabilirsin. Çoğunlukla da öyle olur, insanlar hep öyle anlatır. Çünkü kaybetmek için çaba harcamaya gerek yoktur. Belki de dünya üzerindeki en kolay iştir. Sadece izlemek ve beklemek yeterlidir, hatta fazla bile olabilir. Görmezsen, duymazsan daha kolay olur.

Değer verdiklerimizi kaybetmek çok zor olur, kahreder içten içe. Kazanması ise bambaşka bir hadisedir. O ise dünyada ki en zor iş olabilir. İddia ediyorum yarışır, en zor iş olma yolunda. Kırık bir kalp, kırgın bir insan dünyada ki en büyük hüzün sebebidir. Kızgınlık değil, kırgınlık. Kızgınlık geçer, ama kırgınlık asla tam olarak iyileşmez. İyileşmiş gibi yaparsın ama içten içe kemirir. Sahte gülümsersin, istemeden konuşursun.

Kaybetmek istemiyorsan değer verdiğini göstereceksin. Mesela aşk meselesi değil. Dostluk meselesi, hani canını teslim edeceğin, vakit geçirmek istediğin, beraber eğlenebildiğin ve gerçekten senin olması gereken, dost. Şimdi dostun değerini anlatmaya gerek yok. Bilmeyen okumasın. Bu kadar net.

Bu aralar birçok kişiden duydum. Üniversite dostluğumu, yoksa lise dostluğu mu? Soru zor gibi. Düşünmeye başlayınca, "olumlu/olumsuz" listesi yapmak gerek galiba, diye fikirlere kapılmak mümkün. Üşenmesem yapabilirim aslında, ama üşeniyorum işte. Yine de kaba taslak düşünebilirim.

Şimdi önce lise dostluğu. Ondan daha samimi ilişkiye girebilmek pek mümkün değil bence. İyice sınırları zorlarsın. Her harekete, her mimiğe, her düşünceye hiç çekinmeden burnunu sokabilirsin. "Noluyoo?" diyene, "asıl sana noluyoo, artist?!" diye cevap verebilirsin. Bundan daha güzel bir ilişki var mı yahu dünyada? Bence yoktur. Sevgiline söylesen kıyamet kopar herhalde. Bu çok basit bir örnek aslında. Yazıya dökülemecek daha neler neler yaşanır o lise dostuyla. Extreme hayatın sınırlarını zorlayabilirsin. Lise yıllarında olgunluk aranmadığı için kimse yadırgamaz. Lise üniforması varken üzerinde sokakta gören herkes yaptıklarını görmezden gelir zaten. Sahiden ama bütün bu çılgınlıkların ve çılgınlığa yatkınlığın çok farklı bir tadı var. Özlenmeyecek gibi değil sahiden. Lise bittikten sonra bile, yolda karşılaşınca boğar gibi sarılırsın ve bırakmak istemezsin. Ben istemem şahsen. Çünkü sarıldığın o insanlara neler neler paylaşmışsındır. Belki de aklına bile getiremeyeceğin durumlarda beraber bulunmuşsundur, belki sonradan ağzına bile almayacağın fikirlerini, düşüncelerini paylaşmışsındır. Ama önemli nokta şu ki, o sarıldığın adam seni bütün o anormalliğin, çılgınlığın ve vahşiliğinle sevmiştir, benimsemiştir. Özel kılan bu.

Üniversite daha çok olgun ve kendini bilen insanlara ait olması gereken bir yer. Yılların profesörleri, doçentleri ve öğretim görevlileri ile aynı çatı altındasın sonuçta. Ne dediğini, ne duyduğunu bileceksin arkadaş. Tabi hayat bu kadar sıkıcı devam etmez, bazen çılgınlık ve alışıla gelmeyen tavırlar sergilemek çok keyif verir. Alışkanlık olmuş sonuçta. Ama bu durum "bazen" mümkün oluyor. Sorumluluklar, gelecek ve iş kaygısı o coşkuyu bitirebilir. Üniversite konusunda ahkam kesmem de pek doğru değil aslında. Bu kısmı formalite icabı yazıyorum bir yerde. Ama yazmak istiyorum. Üniversite hakkında konuşmak istiyorum yani, yıllardır hayaller kurduk bu konuda, değil mi.

Demem o ki, dost önemlidir. Her dönemin dostu kendi içinde özeldir. Bugün "liseli arkadaşlarımla" toplaştım, konuştum, eğlendim. Bir ara AVM'den atılacağız diye kendimizi toparlamamız gerektiğini düşündük ama ne gerek var? Belki bir daha ki sefer, aylar sonra görüşme şansımız olacak. Zaman ne getirir bilemeyiz. Farklı şehre gidenlerde var çünkü. Özlemişim, özlemişler; hepimiz özlemişiz. Özleyeceğiz de... 

26 Şubat 2011

Hava çok ağır

"Dudağımda dudağın yerine
Yağmur..."

---------------
Aşkı unutmaya başlıyorum sanırım. Çok uzun zaman oldu aşkı hissetmeyeli. Fazla üzerinde durmakta istemiyorum. Hayatım bana özel çünkü. Yapayalnız gideceğim öbür tarafa. Boynuma zincirle asılı günahlarım yürümeme engel olacak. Azabımı tek başıma çekeceğim. Bu bir gerçek.
Bir başkasıyla aynı yatağı paylaşmak, ona sonuna kadar güvendiğini ve inandığını söylemek, gözlerinin içine her defasında aynı derinlikte bakmak, aynı coşkuyu hissedip, aynı tutkuyu ona yaşatmak... Adeta külfet! Başka bir insana tüm inancınla, içtenliğinle bağlanmak ve yeri geldiğinde "iyi günde kötü günde" cümlesiyle onunla ayrılmaz bir bütün olmak; bazen kulağa ürkütücü geliyor.
Yalnızlık bana kalırsa tek tedavi yöntemi. İnsanı "insanlıktan çıkaran" tedavi... Elbette bencillik, gurur ve güç arzusu en bulaşıcı ve öldürücü hastalıklar. Gerçi "aşık" olmak isteyen bir insanın bu "niteliklerden" rahatsızlık duyma gibi bir düşüncesi yoktur, zira en basit, en zayıf, en sadakatsiz, en zavallı aşk dahi içinde "7 ölümcül günah"tan üç tanesini içerir. Öfke, kıskançlık, şehvet... Aksi iddia edilebilir mi!
Aşk en büyük afyondur. Gerçeği göremeyebilirsiniz, saçmalayabilirsiniz, düşünemeyebilirsiniz! Böylece en ucuz şarapla, en iffetli hafifmeşrep kadınla keyif yapan bir zavallıdan ne farkınız kalır!
İşte hayran olduğunuz ve düşlediğiniz "aşkınız"...
---------------

"Kaybedecek neyim kaldı bu defa ne kaldı yağmur!
Vur yüzüme!"

29 Ocak 2011

Nerdeyiz, kimleyiz, neyiz?

Şimdi ortada bir sorun görüyorum. Yazmaya çalıştıklarım çok dağınık bir hale gelmiş. Ortalığı bir toparlamak lazım. Yazdığım her şey tamamen benden çıkıyor ve ilgilendiğim konular arasından. Ama bir karmaşıklık var sanki.
Bugün bir arkadaşım "moda blogu" lafı etti. İyi güzel, olması lazım. Kendi kendime düşündüm;"Benim ki ne lan?" Yaşam ve eğlence blogu? Yok daha neler! Öyle olması için çabalamadım da zaten, sadece hoşlandığım, yapmaktan izlemekten zevk aldığım konular hakkında ve anlatmak istediklerimi yazmaya çalıştım. Hoşlandığım ne varsa yazdım. Sinema, fotoğraf, müzik ve küçük küçük konular... Ama hepsine göz gezdirince sanki işe yaramaz bir sayfa yaratmışım gibi geldi. Umarım öyle değildir.
Şu sıralar aşık bir adam değilim ve kendimi duygulu, uzun cümleler yazmak için kasamıyorum. Zaten onların yeri diğer blog sayfam. Burayı tek düze bir hale sokmayı da istemiyorum. Bakalım neler yapabileceğiz...