17 Şubat 2013

[!f] Kutsal Sohbet

Aklımdan geçmedi değil. Yazının başlığını "Carax'ın Erotizmi" vb. koymayı düşündüm, Türk medyası misali. Keza Carax küçük bir benzetme yapıp, iki kelime söyledi erotizm hakkında. Ama bunu kullanıp başlığa koysam yayınladıktan hemen sonra 50-100-150 kez tıklanır yazı. Tecrübeyle sabit.

Fakat konumuz 'Kutsal Carax' ve Serra Yılmaz'ın söyleşisi...



!f programı ve etkinlikleri açıklandı açıklanalı çok fazla istiyordum bu söyleşiye katılmayı. Buna değdi de.

Normal bir cumartesi sabahı, uyanmak için yarım saat kadar harcadım. Güzel bir kahvaltıdan sonra, çantamı sırtlanıp dışarı attım kendimi. Hava tam benlik, somurtkan. Söyleşiye gitmeden halletmem gereken birkaç iş ve uğramam gereken yerler vardı. Eğer hesapladığım gibi olursa söyleşiden önce bir filme de girebilirdim. Oldu mu, hayır tabi ki. Murphy devreye girdi her zamanki gibi, aksadıkça aksadı. Saat 1700 sularında İstiklal'nin çamurla yıkanmış, topuk sesleriyle inleyen kırık taşları üzerinde yürüyordum. Tadını çıkardım biraz. Salt'a gidip ortamı yokladım, en rahat oturabileceğim yere nasıl hamle yapmalıyım acaba, diye düşünerek kafamda bir şablon çizdim. Tekrar caddeye çıktım ve süre sonra da Salt'ın minderlerinde kendime yer aramaya başladım.

Orada olan şanslı insanlardan biriydim bence. Altyazı ekibinin sohbeti biter bitmez herkes akbaba gibi çökmüş olmalı minderlere, ya da hiç kalkmamışlar. Tam umutsuzluğa kapılacakken, "orası boş mu?" işareti yapıp, zavallı bakışı attım. Boş olmasa da sıkışmaya razı oldular. Rahatça kuruldum yerime. Yaklaşık yarım saat vardı daha, gecikmeyi de sayarsak daha fazla. Küçük sohbetlerle beklemeye koyulduk. Lynch'den Marker'e, Noe'den Jin'e, Tercüman sitesinden Beykoz'a uzandı sohbetimiz. Sonra Serra Yılmaz'ın peşine takılmış sahneye doğru yürüyen Carax'ı gördük. Sonuncuları aldığımız kulaklıkların kanallarını ayarlayıp gözlerimizi sahneye diktik.

Trailer ile başladık. Serra Yılmaz küçük sorularla başladı akıcı fransızcasıyla. Pek dişe dokunur sorular değildi bunlar. Öyle de devam etti. Oldukça keyifli görünüyordu ama çok kötü bir söyleşi yaptı. Buna karşılık Carax'da çok ilham verici cevaplar vermeyi bildi. Konu çok yavaş gelişti, sevdiği kızla heyecandan konuşamayan çocuk gibi, aynı  yerde dönüp durdu hep. Hemen yanımda oturanlar bir deftere birbirleri için ne kadar sıkıldıklarını anlatan notlar yazıp iletişim kuruyorlardı. Onlara katılmamak elde değildi yani, mevzu sakız gibi olmuştu çünkü. Denis Lavant'a geldiğimizde herkesin keyfi yerine gelmeye başladı. Sorular anlamlandıkça Carax'da daha havaya giriyor ve derine iniyordu. Carax ve Lavant ilişkisi görünenden çok daha basit-karmaşık ve acaipmiş. Anlattıkları çok ilginçti.

Söyleşiden önceki gece, günün anlam ve önemine nazaran, internette Carax'ı aradım. Neredeyse her yerde aksi, gıcık, sert, takıntılı gibi bahsedilip, manyak bir imaj yaratılmış. Alakası bile yok. Oldukça neşeli ve uysal bir adam. Belli prensibleri var ve ne istediğini, ne yaptığını çok iyi biliyor. Böyle olunca söyleşinin keyfi kallavi oluyor. İlham verici cümleleri de cabası.

En çok ilgimi çeken noktalar, somut birisi olması. Bu açıdan dijitale de -olabildiğince- çok mesafeli yaklaşmaya çalışıyor. Eylemlerin fikirlerden daha etkin olduğuna inanıyor. Bunu filmlerinde de sıkça tekrarlıyor aslında. Kendini hiç saklamıyor, salt ne ise o şekilde o koltukta oturuyordu bugün.

Gelgelelim filmleri için ne düşündüğüne. Söyleşinin ana metni burasıydı. Serra Yılmaz ona filmleri hakkında soru sorarken Carax kısa kısa cevaplıyordu ama en sonunda dayanamadı sanıyorum ve eteğinde ki taşları döktü.

"Ben anlatmak istediklerimi sadece film yaparak anlatabiliyorum. Sonra birisi çıkıp bana film hakkında soru sorup konuşmamı, cevaplamamı bekliyor. Ben de diyecek çok fazla şey bulamıyorum. Git filmi izle, de diyemiyorum. Bu biraz seviştikten sonra, yan odada oturan adamların, "niye orda öptün", "orada neden şunu yaptın" demesi gibi biraz." 

Bakış açısına hayran kaldım. Bir de bütün o saat boyunca adama nasıl bir eziyet çektirdiğimizi düşündüm. Sona doğru bir soru da ben sordum. Son filmle alakalı. Verdiği cevabı hiç beklemiyordum doğrusu, tamamen ters köşe oldum.

Bittiğinde ise fotoğraf makinemle yönetmenin yanında aldım soluğu, ısrar ettim ama "fotoğraf sevmiyorum" dedi. Ben o hengameden çıkıp Serra Yılmaz'ın yanına gidene kadar o da asarsöre binmişti bile. Kalakaldım öylece. Ama çok keyifliydi, kötü başlasa da. Carax aslında az konuşan ama sohbeti harika bir adam.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder