4 Eylül 2012

Rüştü ispatlandı


The V ikinci albümüyle geldi dün. İlk albümleriyle dünyamı sarstılar, kulaklarımı zincirlediler, beni kendilerine tutsak ettiler. Baya baya taktım kafayı yani. O yüzden ilk albümden sonra onlardan çok fazla şey bekliyordum, soru üzerine*...

Albüm dün geldi ama ben bugün dinleyebildim. Birkaç saattir de arka arkaya çalıyorum parçaları. Şarkıları sevdim ama henüz favori parçam yok, tek tek hazmediyorum hepsini. Bu albümde biraz olgunluk, dinginlik var, Teenage Icon'dan biraz belliydi hatta. Böyle Norgaard, If You Wanna kadar enerjik olmayan enerjik şarkılar var. Daha yeni yeni tadına varıyorum. Açılış parçası No Hope, önceden alıştırdıkları şarkılardan. Oradan başlayıp 11 şarkı boyunca uzanıyor. Bu şarkıların çoğunu bu yaz ki festivallerde çaldılar zaten, ama youtube'da doğru düzgün canlı kayıt bulmak zor. Bulunca kaçırmayacaksın, ama albüm kaydını da dinlemek lazım bana kalırsa. Öyle olunca şarkı yeniden, yeniden keşfedilebiliyor. Aslında bu sezon İstanbul'a düşseler ne güzel olur. Kendi canlı kayıtlarımızı yaparız hem...



İstanbul semaları derken Stevie Wonder'ın İstanbul'a düşmesine de tam 10 gün kaldı. Şu aralar peşinden koşmam gereken işler var, onları hallettim hallettim yoksa kendi kendimin keyfini kaçırabilirim konserde. Bunalımlık bir mesele değil tabi, ama hallolması lazım. Hem daha Beirut biletimi bile almadım. Bugün, yarın almak lazım. Eylül üçlememi de tamamlarım onunla, teoride kesin çünkü pratikte de kesin olunca değme keyfe.

Bu aralar The Maccabees'e de sardım iyice. Onların da bu yıl çıkardıkları albümleri "Given to the Wild" çok renkli, çok keyifli. İnsan kayboluyor şarkıların içinde. Zaten dinler dinlemez Ayla'yı her yerde paylaştım. Beni ilk etkisine alan şarkıydı kendisi. Çevirip çevirip dinliyorum albümü. Tavsiye ederim.



Bir de bir türlü gidip Cosmopolis'i izleyemedim. Vizyondan kalktı ama Yeşilçam Sineması bugünler için var. Sinema salonunda film izlemeyi özledim, aylar oldu çünkü bir film izlemeyeli. Boş vakit çok var diye, habire bir şey çıkıyor hergün hiç boş vakit kalmıyor. Ama günlük rutinim olduğunda zorla birkaç saat ayırıyordum. Yeniden rutinime kavuşmamla o günler geri dönecek. Hem filmekimi'de yaklaşıyor. Haftaya program açıklanacak. Cannes ve Venedik ayağımıza gelecek. Amour'un ilk gösterimine biletimi ilk gün alır, keyfime bakarım. Gerçi izleyebileceğim en çok filmi izlemek istiyorum, sınırlarımı zorlamayı. Şimdiden olacağını bildiğim filmler bile Atlas'ın önünde yaşamaya yeter!



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder